Üniversite Öğretim Üyelerinin Muayenehane Açma Hakkında Hukuki Güvenlik ve Meşru Beklenti: Danıştay 10. Daire Kararının İncelenmesi

Anahtar Kelimeler: Üniversite Öğretim Üyesi, Muayenehane Açma, Hukuki Güvenlik, Meşru Beklenti, Eşitlik İlkesi, 2547 sayılı Kanun.
İlgili Danıştay Kararları:
Danıştay 10. Daire, E.2022/5707, K.2026/472, 09.02.2026.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2021/3791, K.2022/1545, 20.04.2022.
Anayasa Mahkemesi, E.2014/61, K.2014/166, 07.11.2014.
Özet
Danıştay 10. Dairesinin 09.02.2026 tarihli kararında, 18.01.2014 tarihinde yürürlükte bulunan mevzuat uyarınca muayenehane işletmeyen bir üniversite öğretim üyesinin sonradan muayenehane açma talebinin zımnen reddedilmesi hukuka uygun bulunmuştur. Daire, 6514 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla usulüne uygun biçimde muayenehane işleten öğretim üyelerinin, Anayasa Mahkemesinin iptal kararıyla korunan hukuki durumlarının devam edebileceğini; ancak aynı tarihte muayenehanesi bulunmayan öğretim üyelerinin bu korumadan yararlanamayacağını kabul etmiştir. Karar, kazanılmış hak ile meşru beklenti arasındaki ayrımın ve eşitlik ilkesinin kapsamının belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır.
Giriş
Üniversitelerde görev yapan hekim öğretim üyelerinin mesai saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunabilmeleri, farklı dönemlerde yapılan yasal değişiklikler ve Anayasa Mahkemesi kararları nedeniyle karmaşık bir hukuki süreçten geçmiştir. Bu süreçte ortaya çıkan temel sorun, mevzuat değişikliğinden önce serbest meslek faaliyetinde bulunan öğretim üyelerinin hukuki durumlarının ne ölçüde korunacağı ve aynı tarihte bu faaliyeti yürütmeyen öğretim üyelerinin sonradan muayenehane açma talebinde bulunup bulunamayacağıdır.
Danıştay 10. Dairesinin E.2022/5707, K.2026/472 sayılı kararı, bu ayrımı 18.01.2014 tarihini esas alarak çözmektedir. Kararda, aynı akademik unvana sahip olmanın her hukuki bakımdan eşit statüde bulunmak anlamına gelmediği; hukuki güvenlik ve meşru beklenti korumasının, önceki mevzuata dayanarak fiilen oluşturulmuş hukuki durumla bağlantılı olduğu kabul edilmiştir.
I. Mevzuatın Gelişimi ve Hukuki Sorunun Ortaya Çıkışı
2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nun 36. maddesinde öğretim elemanlarının çalışma esasları başlangıçta kısmi ve devamlı statü ayrımına dayanırken, 5947 sayılı Kanun ile yapılan değişiklik sonucunda öğretim elemanlarının devamlı statüde görev yapması ve yükseköğretim kurumları dışında serbest meslek icrasında bulunamaması esası benimsenmiştir. Bununla birlikte Anayasa Mahkemesi, 16.07.2010 tarihli ve E.2010/29, K.2010/90 sayılı kararıyla, öğretim elemanlarının başka yerlerde ücretli veya ücretsiz iş yapmalarını ve serbest meslek icra etmelerini yasaklayan düzenlemeyi Anayasa’nın 130. maddesindeki bilimsel özerklik ve öğretim üyelerinin kendine özgü statüsü bakımından iptal etmiştir.
Daha sonra 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile yeniden düzenleme yapılmış; ancak ilgili hükümlerin yetki kanunu kapsamında bulunmaması nedeniyle Anayasa Mahkemesince iptaline karar verilmiştir. Bu hukuki süreçte öğretim üyelerinin mesai saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunabilecekleri yönünde oluşan durum, ekonomik ve mesleki planlamalar bakımından önem kazanmıştır.
18.01.2014 tarihinde yürürlüğe giren 6514 sayılı Kanun ile 2547 sayılı Kanun’un 36. maddesi yeniden düzenlenmiş; tabip, diş tabibi ve tıpta uzmanlık mevzuatına göre uzman olan öğretim elemanlarının serbest meslek faaliyetleri sınırlandırılmıştır. Aynı Kanun’la eklenen geçici 64. madde ise bu tarihte mesai saatleri dışında serbest meslek faaliyetinde bulunan veya özel sağlık kuruluşlarında çalışan öğretim üyelerinin söz konusu faaliyetlerini sona erdirmelerini öngörmüştür.
Anayasa Mahkemesi, 07.11.2014 tarihli ve E.2014/61, K.2014/166 sayılı kararıyla geçici 64. maddeyi iptal etmiştir. İptal gerekçesinde, önceki yargı kararlarına güvenerek mesai sonrası faaliyetlerini planlayan öğretim üyelerinin mevcut durumlarını sona erdirmeye zorlanmalarının hukuki güvenlik ve meşru beklenti ilkeleri bakımından değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
Böylece uyuşmazlığın temelini oluşturan mesele, Anayasa Mahkemesinin iptal kararının bütün öğretim üyelerine yeni bir muayenehane açma imkânı sağlayıp sağlamadığıdır. Danıştay, iptal kararının kapsamını, 18.01.2014 tarihinde mevcut olan hukuki durumun korunmasıyla sınırlı yorumlamaktadır.
II. Kazanılmış Hak ile Meşru Beklenti Arasındaki Ayrım
Kazanılmış hak, bir hakkın önceki mevzuat uyarınca bütün sonuçlarıyla fiilen elde edilmiş olmasını gerektirir. Buna karşılık meşru beklenti, henüz kazanılmış hak düzeyine ulaşmamış olmakla birlikte, mevcut hukuki düzenlemeler ve devletin tutumu nedeniyle korunmaya değer hâle gelen bir beklentiyi ifade eder.
Anayasa Mahkemesinin E.2014/61, K.2014/166 sayılı kararında esas alınan yaklaşım, öğretim üyelerinin serbest meslek faaliyetlerine ilişkin geleceğe yönelik sınırsız bir hak tanımaktan ziyade, mevcut hukuki durumun ani biçimde ortadan kaldırılmasının doğuracağı sonuçlara yöneliktir. Mahkemeye göre, önceki yargı kararlarına güvenerek mesai sonrası faaliyetlerini planlayan öğretim üyelerinin ekonomik ve sosyal yaşamlarını bu duruma göre düzenlemiş olmaları, hukuki güvenlik ilkesi bakımından korunması gereken bir beklenti yaratmıştır.
Danıştay 10. Dairesi de bu gerekçeden hareketle, 18.01.2014 tarihinde usulüne uygun olarak muayenehane işletmekte olan öğretim üyelerinin faaliyetlerine devam edebileceğini kabul etmektedir. Buna karşılık aynı tarihte muayenehanesi bulunmayan veya özel bir sağlık kuruluşunda çalışmayan öğretim üyelerinin, yalnızca profesör ya da doçent unvanına sahip olmaları nedeniyle aynı korumadan yararlanamayacağı sonucuna ulaşmaktadır.
Bu yaklaşımda belirleyici ölçüt, öğretim üyesinin akademik unvanı değil, mevzuat değişikliğinin yürürlüğe girdiği tarihte mevcut olan hukuki ve fiilî durumudur. Böylece meşru beklenti, soyut olarak gelecekte muayenehane açabilme ihtimaline değil, önceki mevzuat ve yargı kararları çerçevesinde fiilen sürdürülen faaliyetin devam edeceğine ilişkin beklentiye bağlanmaktadır.
III. Eşitlik İlkesi Bakımından Değerlendirme
Uyuşmazlıkta davacının temel iddiası, 18.01.2014 tarihinde profesör unvanıyla görev yapan öğretim üyelerinin, bu tarihte muayenehane işletip işletmediklerine göre farklı hukuki rejimlere tabi tutulmasının eşitlik ve hakkaniyet ilkeleriyle bağdaşmadığı yönündedir. Bölge İdare Mahkemesi de aynı akademik statüde bulunan öğretim üyeleri arasında bu şekilde bir ayrım yapılmasını hukuki güvenlik ve eşitlik ilkeleri bakımından isabetli görmeyerek dava konusu işlemi iptal etmiştir.
Danıştay ise eşitlik ilkesinin aynı durumda bulunan kişilere aynı kuralların uygulanmasını gerektirdiğini belirtmektedir. Karara göre, 18.01.2014 tarihinde muayenehane işleten öğretim üyeleri, önceki hukuki duruma güvenerek serbest meslek faaliyetlerini fiilen sürdüren ve bu faaliyetin devam edeceği yönünde meşru beklenti geliştiren kişilerdir. Aynı tarihte muayenehanesi bulunmayan öğretim üyeleri ise bu hukuki durumun devamına ilişkin aynı nitelikte bir beklentiye sahip değildir.
Bu ayrım, eşitlik ilkesinin karşılaştırılabilir hukuki durumlar üzerinden uygulanması gerektiği düşüncesine dayanmaktadır. Akademik unvan bakımından aynı statüde olmak, serbest meslek faaliyetinin devamı yönünden de aynı hukuki konumda bulunulduğu anlamına gelmez. Zira geçici 64. maddenin iptal gerekçesinde korunan beklenti, yalnızca hekim veya öğretim üyesi olmaktan değil, önceki hukuki düzenlemeye dayanılarak fiilen sürdürülen faaliyetin devam edeceği düşüncesinden kaynaklanmaktadır.
Bu nedenle Danıştayın, eşitlik incelemesinde akademik unvanı tek başına belirleyici kabul etmeyip 18.01.2014 tarihi itibarıyla mevcut faaliyeti esas alması, meşru beklentinin kapsamını belirleme bakımından tutarlı bir yaklaşımdır. Aksi yorum, Anayasa Mahkemesinin iptal kararını, kararın gerekçesinde korunan mevcut hukuki durumun ötesine taşıyarak daha önce muayenehane işletmeyen kişilere de yeni bir serbest meslek faaliyetine başlama imkânı tanınması sonucunu doğurabilirdi.
IV. Somut Uyuşmazlık ve Danıştayın Sonucu
Somut olayda davacı, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalında profesör olarak görev yapmakta olup 28.04.2021 tarihinde muayenehane açma izni verilmesi talebiyle başvuruda bulunmuştur. Başvurunun zımnen reddi üzerine açılan davada ilk derece mahkemesi, yürürlükteki mevzuat uyarınca davacının muayenehane açmasının mümkün olmadığı gerekçesiyle davayı reddetmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ise davacının 6514 sayılı Kanun’un yürürlüğe girdiği tarihte öğretim üyesi kadrosunda bulunmasını ve hukuki güvenlik ile eşitlik ilkelerini esas alarak ret kararını kaldırmış ve işlemi iptal etmiştir.
Danıştay 10. Dairesi, Bölge İdare Mahkemesi kararını hukuka uygun bulmamıştır. Dosya kapsamına göre davacının 18.01.2014 tarihi itibarıyla usulüne uygun olarak açılmış bir muayenehanesi bulunmamaktadır. Bu nedenle davacı, Anayasa Mahkemesinin geçici 64. maddeye ilişkin iptal kararıyla korunan mevcut hukuki durumun kapsamına girmemektedir. 2547 sayılı Kanun’un 6514 sayılı Kanun’la değişik 36. maddesi uyarınca muayenehane işletmesine hukuki imkân bulunmadığından, başvurunun zımnen reddine ilişkin işlemde hukuka aykırılık görülmemiştir.
Daire, bu gerekçeyle davalı idarenin temyiz istemini kabul etmiş ve Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur. Karar oyçokluğuyla verilmiş; karşı oyda ise Bölge İdare Mahkemesi kararının onanması gerektiği belirtilmiştir.
Sonuç
Danıştay 10. Dairesinin E.2022/5707, K.2026/472 sayılı kararı, meşru beklentinin kapsamını belirlerken geçmişteki fiilî ve hukuki durumun önemini vurgulamaktadır. Karara göre, 18.01.2014 tarihinde usulüne uygun olarak muayenehane işleten öğretim üyelerinin hukuki durumlarının korunması, aynı tarihte muayenehanesi bulunmayan öğretim üyelerine sonradan yeni bir muayenehane açma hakkı tanındığı anlamına gelmez.
Kararın temel yaklaşımı, kazanılmış hak ve meşru beklenti kavramlarının birbirinden ayrılması ve eşitlik ilkesinin yalnızca akademik unvana göre değil, uyuşmazlık bakımından belirleyici olan hukuki durum esas alınarak uygulanmasıdır. Anayasa Mahkemesinin iptal kararının gerekçesiyle birlikte değerlendirildiğinde, hukuki güvenlik korumasının önceki düzenlemelere dayanarak fiilen oluşturulmuş durumların devamına ilişkin beklentiyle sınırlı tutulması, kararın ulaştığı sonucun temelini oluşturmaktadır.



