top of page
  • Yazarın fotoğrafıEnes Yıldız

MENFAAT KAVRAMININ KAMU İHALE DAVALARI BAĞLAMINDA İSTEKLİ OLABİLECEKLER AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

Yargı kararlarında ve doktrinde, "menfaat" kavramının davacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki ilişkiyi ifade ettiği ve idari işlemle dava açan kişi arasında meşru, güncel ve ciddi bir ilgi bulunması durumunda, davada menfaat bağının olduğunun kabul edildiği belirtilmektedir. İptal davalarında davacı olabilmek için subjektif bir hakkın ihlal edilmesi şartı aranmamakta, dava hakkına sahip olabilmek için menfaat ihlali, bazen bir ilginin varlığı dahi yeterli sayılabilmektedir.

İptal davasının hukuki niteliklerini belirleyen ilgili madde, içtihatlar ve doktrin dikkate alındığında, idare hukuku alanında tek taraflı irade açıklamasıyla kesin ve zorunlu olarak tesis edilen idari işlemlerin, bu idari işlemle meşru, kişisel ve güncel bir menfaat ilişkisi kurabilenler tarafından iptal davasına konu edilebileceğinin kabul edilmesi gerekmektedir.

Kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilişkisinin varlığı, davanın niteliğine ve özelliğine bağlı olarak idari yargı yerlerince belirlenirken, davacının idari işlemle ciddi, makul, maddi ve manevi bir ilgisinin olduğunun anlaşılması, dava açma yetkinliği için yeterli kabul edilmektedir. İptal davaları, idari işlemlerin hukuka uygun olup olmadığının denetlenmesine, hukukun üstünlüğünün sağlanmasına ve böylece idarenin hukuka bağlılığının ve sonuç olarak hukuk devleti ilkesinin gerçekleştirilmesine imkan sağlamaktadır. Bu nedenle, bu davaların menfaat ilişkisi, bu amaca yönelik olarak yorumlanmalıdır.

Menfaat kavramının önemi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 36. maddesinde yer alan "Hak arama hürriyeti" başlığıyla vurgulanmaktadır. Anayasa, her bireyin yargı organları önünde, meşru araçlar ve yöntemlerle davacı veya davalı olarak iddialarını ve savunmalarını sunma hakkına ve adil yargılanma hakkına sahip olması gerektiğini belirtmektedir. Bu nedenle, menfaat kavramı, idari yargılamada adaletin sağlanması için önemli bir ölçüt olarak karşımıza çıkmaktadır.

Menfaat kavramı, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde tanımlanmıştır. Bu tanıma göre, iptal davaları, idari işlemlerin yetki, şekil, sebep, konu ve amaca yönelik yönlerinden biri veya birkaçıyla hukuka aykırı oldukları gerekçesiyle menfaatleri ihlal edilen kişiler tarafından açılan davalardır. İptal davaları, idari işlemlerin geçerliliğini etkileyen hukuka aykırılıkların düzeltilmesine yönelik bir hukuki yol olarak önem taşımaktadır.

İdari yargıdaki menfaat kavramı bağlamında bir ticaret hukuku kavramı olan yetki aşımını da ele almamız gerekmektedir.

Yetki aşımı (ultra vires) ilkesi, bir şirketin, ana sözleşmesinde belirtilen sınırların ötesinde faaliyet göstermesini engellemek amacıyla kullanılan bir hukuki prensiptir. Eski Türk Ticaret Kanunu (6762 sayılı Kanun) döneminde, şirketlerin yalnızca ana sözleşmede belirtilen faaliyet konularıyla sınırlı olmaları gerektiği kabul edilmekteydi. Bu nedenle, şirketin ana sözleşme hükümlerine aykırı olarak faaliyet göstermesi, yetki aşımı olarak nitelendiriliyordu.

Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesiyle yetki aşımı ilkesi kaldırılmıştır. Yeni Kanunla birlikte, şirketlerin ana sözleşmede belirtilen faaliyet konuları dışında da faaliyet gösterebilmesine imkan tanınmıştır. Böylece, şirketler daha esnek bir şekilde iş yapabilme ve yeni fırsatlara yönelebilme özgürlüğü elde etmişlerdir.

Yetki aşımı ilkesinin kaldırılmasının birkaç önemli sonucu bulunmaktadır. Birincisi, şirketler artık ana sözleşme sınırlamaları nedeniyle potansiyel iş fırsatlarını kaçırma riskiyle karşılaşmamaktadır. İkincisi, şirketler, ana sözleşme değişikliği yapma ve resmi formaliteleri yerine getirme zorunluluğu olmadan, faaliyet alanlarını genişletebilirler. Bu da işletmelerin büyüme ve çeşitlendirme stratejilerini daha kolay bir şekilde uygulama imkanı sağlamaktadır.

Bunun ihale hukuku kapsamında idari yargıdaki sonucu ise artık istekli olabilecek şirketlerin ana sözleşmesinde salt ihale konusu faaliyet yazmadığı gerekçesiyle, açtıkları davanın menfaat yokluğu nedeniyle ilk inceleme aşamasında reddedilemeyecek olmasıdır.

Danıştay 13.Dairesi 08/09/2022 tarih ve Esas No:2022/2844, Karar No:2022/3052 sayılı kararı ile bu hususa vurgu yaparak, bir şirketin, ticari faaliyet konusunun haricinde bir alanla ilgili olarak açtığı davada şirketin daha önce yaptığı işlere ilişkin deneyim belgelerine vurgu yaparak davada menfaat koşulunun bulunduğu gerekçesiyle davanın esasının incelenmesi gerektiğini belirtmiştir.

Sonuç olarak, idari işlemlerin iptali davalarında menfaat ilişkisinin varlığı önemli bir ölçüttür. Bu ilişki, davacı ile iptalini istediği idari işlem arasındaki meşru, güncel ve ciddi bir ilgiyle ifade edilir. İdari yargı yerleri, davacının idari işlemle ciddi, makul, maddi ve manevi bir ilgisi olduğunu tespit ederek dava açma yetkinliğini değerlendirir. İptal davaları, hukuka aykırı idari işlemlerin denetlenmesine ve hukukun üstünlüğünün sağlanmasına hizmet eder. Menfaat kavramı, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın hak arama hürriyeti başlığı altında vurgulandığı gibi, adil yargılanma hakkıyla da ilişkilidir. Ayrıca, yetki aşımı ilkesinin kaldırılmasıyla birlikte şirketlerin faaliyet alanlarını genişletme ve büyüme stratejilerini daha esnek bir şekilde uygulama imkanı elde ettiği görülmektedir. İdari yargıdaki menfaat ilişkisi, ihale hukuku bağlamında da önemli bir rol oynamaktadır ve şirketlerin ihale konusu faaliyeti ana sözleşmede belirtmediği durumlarda bile dava açma yetkisine sahip olmalarını sağlamaktadır. Bu bağlamda, Danıştay'ın verdiği kararlar da menfaat ilişkisinin önemini vurgulamaktadır ve şirketlerin daha geniş bir yelpazede hukuki korumaya erişmesini sağlamaktadır.

4 görüntüleme0 yorum

Son Yazılar

Hepsini Gör

Comments


bottom of page