Hakedişlerin Ödenmemesi Karşısında Yüklenicinin İfadan Kaçınması ve İhalelerden Yasaklama: Danıştay 13. Dairesinin E.2024/319, K.2024/1958 Sayılı Kararına Eleştirel Bir Yaklaşım

Anahtar Kelimeler: Kamu ihale sözleşmesi, hakediş, yüklenicinin feshi, sözleşmenin feshi, yasak fiil ve davranış, 4735 sayılı Kanun m.25/f, ihalelere katılmaktan yasaklama, karşılıklı edimler, ihtar, ölçülülük, angarya yasağı
İlgili Danıştay Kararı:
Danıştay 13. Daire, E.2024/319, K.2024/1958, 02.05.2024
Giriş
Kamu ihale sözleşmelerinin uygulanması sırasında yüklenicinin sözleşme konusu edimini yerine getirmemesi, yalnızca sözleşmenin feshi ve teminatın gelir kaydedilmesi bakımından değil, aynı zamanda yüklenicinin bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmasını belirli bir süreyle engelleyen yasaklama yaptırımı bakımından da önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle, 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu'nun 25. maddesinde düzenlenen yasak fiil ve davranışların yorumunda, yüklenicinin sözleşmesel yükümlülüğünü yerine getirip getirmediğinin salt sonuç üzerinden değil, söz konusu sonuca yol açan sözleşmesel ilişkinin bütünü içerisinde değerlendirilmesi gerekmektedir.
Danıştay 13. Dairesinin 02.05.2024 tarihli ve E.2024/319, K.2024/1958 sayılı kararı, bu bakımdan dikkat çekici bir uyuşmazlığa ilişkindir. İş sağlığı ve güvenliği hizmeti alımına ilişkin sözleşmede yüklenici şirket, idarenin hakediş ödemelerini zamanında yapmadığını ileri sürerek sözleşmeyi tek taraflı olarak feshettiğini bildirmiş ve eş zamanlı olarak iş güvenliği uzmanı, işyeri hekimi ve diğer sağlık personelini iş sahasından çekmiştir. İdare ise yüklenicinin fesih bildirimini hukuka aykırı kabul ederek 4735 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) bendi kapsamında “taahhüdünü yerine getirmeme” fiilinin işlendiği sonucuna ulaşmış ve şirket hakkında bir yıl süreyle ihalelere katılmaktan yasaklama kararı tesis etmiştir.
İlk derece mahkemesi, yüklenicinin sözleşmeyi feshettiği kabul edilse dahi, 20/a maddesi uyarınca en az on günlük süre verilmesi gerektiği gerekçesiyle yasaklama işlemini hukuka aykırı bulmuştur. Danıştay ise bu yaklaşımı benimsememiş; yüklenicinin fesih iradesinin idareye ulaşmasıyla sözleşmenin sona erdiğini, artık sözleşmenin ifasının hukuken mümkün olmadığını ve bu nedenle yükleniciye on günlük bir ihtar verilmesinin anlamsız kalacağını kabul ederek Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuştur.Kararın özellikle 4735 sayılı Kanun'un 20/a maddesindeki ihtar mekanizması bakımından ortaya koyduğu yaklaşım anlaşılabilir olmakla birlikte, kanaatimizce uyuşmazlığın daha önce çözümlenmesi gereken bir boyutu bulunmaktadır: İdarenin hakediş ödeme borcunu yerine getirmemesi karşısında yüklenicinin ifayı bırakması, somut olayın koşulları dikkate alınmaksızın 4735 sayılı Kanun'un 25/f maddesinde düzenlenen yasak fiil kapsamında değerlendirilebilir mi?
Bu çalışmada, söz konusu soru üzerinden kararın hukuki temeli ve sınırları değerlendirilecektir.
I. 4735 Sayılı Kanun Sisteminde Sözleşmenin Karşılıklılığı
Kamu ihale sözleşmeleri, her ne kadar kamu hizmetlerinin yürütülmesi ve kamu yararının gerçekleştirilmesi amacıyla kurulsalar da, sözleşmenin taraflarına karşılıklı hak ve yükümlülükler yükleyen hukuki ilişkilerdir. Nitekim 4735 sayılı Kanun'un 4. maddesinde, Kanun kapsamında yapılan kamu sözleşmelerinin taraflarının sözleşme hükümlerinin uygulanmasında eşit hak ve yükümlülüklere sahip oldukları açıkça belirtilmiş ve bu prensibin Kanun'un yorum ve uygulanmasında gözetileceği hükme bağlanmıştır.
Bu hüküm, kamu ihale sözleşmelerinde idarenin kamu gücüne dayanan konumunun, sözleşmeden kaynaklanan yükümlülüklerinin yerine getirilmesini ihmal edebileceği anlamına gelmediğini göstermektedir.
Dolayısıyla yüklenicinin sözleşme konusu hizmeti sunma borcu ile idarenin bunun karşılığında sözleşmede ve ilgili mevzuatta öngörülen bedeli ödeme borcunun birbirinden tamamen bağımsız değerlendirilmesi mümkün değildir.
Bu husus, özellikle yüklenicinin ifa etmemesi nedeniyle yaptırım uygulanacak uyuşmazlıklarda önem kazanmaktadır. Zira yüklenicinin sözleşmeye aykırı davranıp davranmadığı belirlenirken, yalnızca yüklenicinin son aşamadaki davranışına değil, bu davranışa neden olan sözleşmesel sürecin tamamına bakılması gerekir.
II. Hakediş, Kamu İhale Sözleşmesinin İkincil Bir Unsuru Değildir
Kamu hizmeti sözleşmelerinde yüklenicinin temel ekonomik beklentisi, üstlendiği edimin karşılığını sözleşmede öngörülen koşullarda elde etmektir. Bu nedenle hakediş mekanizması, sözleşmenin tali veya yalnızca muhasebeye ilişkin bir unsuru olarak görülemez.
Hizmet alımı sözleşmeleri bakımından hakedişin düzenlenmesine ilişkin hükümler, yüklenicinin gerçekleştirdiği işin bedelinin belirlenmesi, tahakkuka bağlanması ve ödenmesine ilişkin usulü ortaya koymaktadır. Bu yönüyle hakediş, yüklenicinin kamu idaresinden olan sözleşmesel alacağının somutlaşmasını sağlayan temel bir mekanizmadır.
Nitekim 4735 sayılı Kanun'un 7. maddesinde ödeme yeri ve şartlarının sözleşmede gösterilmesi öngörülmüş; hizmet alımlarına ilişkin ikincil düzenlemelerde de hakedişin düzenlenmesi ve ödeme sürecine ilişkin ayrıntılı hükümler getirilmiştir.
Bu çerçevede, yüklenicinin yaptığı iş karşılığında hak ettiği bedelin idare tarafından ödenmemesi, sözleşmenin yalnızca mali boyutuna ilişkin tali bir problem olarak değerlendirilemez. Ödeme borcunun ihlali, karşılıklı edimler üzerine kurulu sözleşmenin doğrudan bir ihlalidir.
III. 25/F Maddesindeki “Taahhüdünü Yerine Getirmemek” Fiilinin Kapsamı
4735 sayılı Kanun'un 25. maddesinin (f) bendinde;
“Mücbir sebepler dışında, ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak taahhüdünü yerine getirmemek”
yasak fiil ve davranış olarak düzenlenmiştir.
Bu düzenleme, ilk bakışta oldukça geniş görünmekle birlikte, yaptırım normu niteliği nedeniyle genişletici bir yoruma elverişli değildir. Burada esas olan, yüklenicinin sözleşmede üstlendiği edimi sözleşmeye ve ihale dokümanına aykırı biçimde yerine getirmemiş olmasıdır.
Dolayısıyla “hizmetin yapılmamış olması” ile “25/f anlamında yasak fiilin gerçekleşmesi” aynı şey değildir.
Örneğin yüklenici, herhangi bir haklı sebep olmaksızın personelini iş sahasından çekmiş ve sözleşme konusu hizmeti bırakmışsa, 25/f bakımından yasak fiilin varlığından söz edilmesi mümkündür. Buna karşılık yüklenici, sözleşmeden doğan kendi edimlerini yerine getirmiş; ancak idare tarafından muaccel hale gelen hakedişleri ödenmemiş ve yüklenici bu sözleşmesel ihlal üzerine hukuken korunabilir bir fesih iradesinde bulunmuşsa, aynı sonuca doğrudan ulaşılması mümkün değildir.
Bu durumda öncelikle yüklenicinin ifadan kaçınmasının hukuki sebebinin ve idarenin ödeme borcunun ihlalinin sözleşmesel ilişkiye etkisinin ortaya konulması gerekir.
Danıştayın daha önceki kararlarında da 25/f kapsamındaki yasaklamanın, somut bir sözleşme ihlaline dayanması gerektiği görülmektedir. Örneğin Danıştay, sözleşme kapsamında gerçekleştirilen fiilin Kanun'da öngörülen yasak fiille örtüşmediği durumlarda, genişletici yorumla yasaklama yaptırımı uygulanamayacağını kabul eden kararlar vermiştir.
Bu nedenle 25/f'nin yalnızca “yüklenici işi tamamlamadı” şeklinde sonuçsal bir değerlendirmeyle uygulanması, normun kapsamını genişletme tehlikesini beraberinde getirmektedir.
IV. İdarenin Hakedişleri Ödememesi ile Yüklenicinin İfa Borcu Arasındaki İlişki
İncelenen kararda yüklenici, 2022 yılının Eylül ve Ekim aylarına ilişkin hakedişlerin zamanında ödenmediğini ileri sürmüş; 05.01.2023 tarihinde fiyat farkı ödenmesi talebiyle idareye başvurmuş, bu talebin reddedilmesinden sonra 01.02.2023 tarihli noter ihtarnamesiyle sözleşmeyi feshettiğini bildirmiş ve çalışanlarını iş sahasından çekmiştir.
Bu maddi olgular, uyuşmazlığın yalnızca “yüklenici işi bıraktı mı?” sorusundan ibaret olmadığını göstermektedir.
Asıl mesele şudur:
Yüklenicinin işi bırakması, idarenin sözleşmeden doğan ödeme borcundan bağımsız bir sözleşme ihlali midir; yoksa idarenin önceki sözleşme ihlali ile nedensel ve hukuki bir ilişki içerisinde midir?
Kanaatimizce, ikinci ihtimalin mevcut olması halinde 25/f maddesinin uygulanmasından önce idarenin ödeme borcunun ayrıca incelenmesi zorunludur.
Aksi halde sözleşmenin karşılıklı niteliği göz ardı edilmiş olacaktır.
İdare, yükleniciden sözleşme konusu hizmeti eksiksiz şekilde yerine getirmesini beklerken kendisinin aynı sözleşmeden doğan ve karşı edimi oluşturan ödeme borcunu yerine getirmemesi halinde, yüklenicinin davranışının hukuka aykırılığını yalnızca sonuç üzerinden değerlendirmek yeterli olmayacaktır.
Burada “yüklenici hizmeti vermedi” tespiti, “yüklenici 25/f kapsamında yasak fiil işledi” sonucuna kendiliğinden götürmemelidir.
V. İdarenin Önceki Sözleşme İhlalinin 25/F Bakımından Önemi
Bu noktada karşılıklı borç yükleyen sözleşmelere ilişkin genel borçlar hukuku ilkeleri de önem kazanmaktadır.
Danıştayın incelenen kararında da 4735 sayılı Kanun'un 20/a maddesinin gerekçesi üzerinden Borçlar Kanunu'ndaki karşılıklı borç ilişkilerine ve temerrüt hükümlerine atıf yapılmış; süre verme kurumunun amacının borçluya edimini yerine getirmesi için son bir imkan tanımak olduğu belirtilmiştir.
Bu yaklaşım, aslında uyuşmazlığın yalnızca fesih usulü bakımından değil, yüklenicinin ifa etmeme davranışının hukuki niteliği bakımından da önemlidir.
İdarenin hakediş ödeme borcu muaccel hale gelmiş ve buna rağmen ödeme yapılmamışsa, yüklenicinin bu ihlal karşısında sahip olduğu hukuki imkanların ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
Burada iki farklı durumun birbirinden ayrılması zorunludur:
Birinci durumda, idare ödeme borcunu zamanında ve gereği gibi yerine getirmekte, yüklenici ise herhangi bir hukuki sebep olmaksızın hizmeti bırakmaktadır. Böyle bir durumda 25/f kapsamında yasak fiilden söz edilmesi güçlü bir hukuki temele sahiptir.
İkinci durumda ise yüklenici, sözleşmenin kendisine yüklediği edimleri yerine getirmekte; buna karşılık idare, hakedişleri sözleşmede ve ilgili mevzuatta öngörülen sürede ödememektedir. Yüklenici de bu ihlal üzerine sözleşmenin devamını mümkün görmeyerek fesih iradesini ortaya koymaktadır.
İkinci durumda, yüklenicinin davranışının doğrudan 25/f kapsamında değerlendirilmesi için öncelikle idarenin ödeme ihlalinin hukuki sonuçlarının belirlenmesi gerekir.
Aksi yaklaşım, sözleşmenin yalnızca yüklenicinin borçlarından oluştuğu şeklinde tek taraflı bir sözleşme anlayışına yol açacaktır.
VI. Fesih İradesi ile Yasaklama Arasındaki İlişki
Danıştay 13. Dairesi, fesih beyanının karşı tarafa ulaşmasıyla sözleşmenin sona erdiğini ve sona ermiş bir sözleşmenin artık ifasının hukuken mümkün olmadığını kabul ederek, sonradan yükleniciye sözleşmeye uygun davranması için on günlük süre verilmesinin hukuki anlam taşımayacağını belirtmiştir.
Bu yaklaşım, fesih kurumunun hukuki niteliği bakımından anlaşılabilir olmakla birlikte, kanaatimizce yasaklama bakımından tek başına yeterli değildir.
Çünkü “sözleşme sona ermiş midir?” sorusu ile “yüklenicinin sözleşmeyi sona erdirme biçimi 4735 sayılı Kanun'un 25/f maddesinde yasaklanan bir fiil midir?” soruları aynı değildir.
Bir sözleşmenin fesih beyanıyla sona ermesi, fesheden tarafın fesih nedeniyle doğabilecek bütün hukuki sonuçlardan kurtulduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde, feshin haksız olması da her durumda 25/f kapsamında kamu ihalelerinden yasaklama yaptırımını kendiliğinden doğurmaz.
Bu nedenle somut olayda önce fesih nedeninin hukuki niteliği, ardından bu davranışın 25/f kapsamındaki yasak fiilin unsurlarını taşıyıp taşımadığı incelenmelidir.
Danıştayın önceki kararlarında da 4735 sayılı Kanun'un 20. maddesi ile 25. maddesi arasındaki ilişkinin somutlaştırıldığı; 20/a kapsamında giderilebilir sözleşme ihlallerinde ihtar mekanizmasının, 20/b kapsamında ise yasak fiillerin tespiti halinde ihtarsız fesih imkanının bulunduğunun kabul edildiği görülmektedir.
Ancak bu ayrımın sağlıklı biçimde uygulanabilmesi için öncelikle fiilin gerçekten 25. madde kapsamına girdiğinin ortaya konulması gerekir.
VII. Angarya Yasağı ve Ölçülülük Bakımından Değerlendirme
Uyuşmazlığın bir başka boyutu da Anayasa'nın 18. maddesinde güvence altına alınan angarya yasağı ve genel anlamda ölçülülük ilkesidir.
Kamu ihale sözleşmesinin ekonomik karşılığı olan hakedişlerin idare tarafından ödenmediği, buna rağmen yüklenicinin hizmeti sunmaya devam etmek zorunda bırakıldığı ve hizmeti bırakması halinde ayrıca bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmasının engellenmesi sonucuyla karşılaştığı bir durumda, yaptırım sisteminin anayasal sınırları üzerinde de durulması gerekir.
Burada angarya yasağının, kamu ihale sözleşmesinden doğan hizmet sunma borcunu doğrudan ortadan kaldırdığı ileri sürülemez. Bununla birlikte, idarenin kendi asli sözleşmesel edimini yerine getirmemesi halinde yüklenicinin hukuki durumunun hiç dikkate alınmadan sürekli ifaya zorlanması ve aksi davranışın ağır bir kamu ihale yaptırımıyla karşılanması, ölçülülük ve sözleşmesel denge bakımından anayasal bir değerlendirmeyi gerekli kılar.
Başka bir ifadeyle, idarenin ödeme borcunu yerine getirmediği bir sözleşmede yüklenicinin de edimini yerine getirmemesi olgusunun, tarafların sözleşmesel konumları tamamen göz ardı edilerek tek taraflı biçimde yüklenici aleyhine yorumlanması mümkün olmamalıdır.
Bu nedenle angarya yasağı, 25/f maddesinin uygulanmasını otomatik olarak engelleyen bir norm olarak değil; yasaklama yaptırımının yorumlanması ve ölçülülüğünün değerlendirilmesi sırasında dikkate alınması gereken anayasal bir sınır olarak ele alınmalıdır.
VIII. Kararın Eleştirisi
İncelenen kararda Danıştay, yüklenicinin fesih iradesinin sözleşmeyi sona erdirdiğini, çalışanların iş sahasından çekilmesinin de yüklenicinin işi gerçekleştirme iradesinin bulunmadığını gösterdiğini kabul etmiş ve bu nedenle 20/a kapsamında on günlük ihtara gerek olmadığı sonucuna ulaşmıştır.
Bu yaklaşımın, somut olayda ihtarın fonksiyonu bakımından ikna edici bir yönü bulunmaktadır. Gerçekten de yüklenici sözleşmeyi sona erdirdiğini bildirmiş ve hizmetin ifasında görevli personeli iş sahasından çekmişse, sözleşmenin devamını sağlamak amacıyla sonradan on günlük bir süre verilmesinin pratik bir sonuç doğurmayacağı söylenebilir.
Bununla birlikte, kanaatimizce Danıştayın incelemesi gereken hukuki sorun bundan ibaret değildir.
Kararın daha temel olarak şu soruya cevap vermesi gerekirdi:
Yüklenicinin işi bırakmasına neden olan idarenin hakediş ödeme yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği ve bu durumun yüklenicinin davranışının 4735 sayılı Kanun'un 25/f maddesi kapsamında değerlendirilmesine etkisi nedir?
Şayet yüklenicinin sözleşme konusu hizmetleri yerine getirmesine rağmen idare tarafından muaccel hakedişlerin ödenmediği ve yüklenicinin fesih iradesinin bu ihlale dayandığı tespit edilirse, yüklenicinin daha sonraki ifa etmeme davranışının yalnızca “taahhüdünü yerine getirmedi” şeklinde nitelendirilmesi yeterli değildir.
Bu durumda, “sözleşmeye uygun olarak taahhüdünü yerine getirmemek” fiilinin maddi unsurlarının somut olayda gerçekleşip gerçekleşmediğinin daha kapsamlı biçimde ortaya konulması gerekir.
Zira yüklenici açısından söz konusu olan, herhangi bir gerekçe olmaksızın sözleşmeyi terk etmek değil; idarenin sözleşmeden doğan asli ödeme yükümlülüğünü yerine getirmediği iddiasına dayanan bir fesih ve ifadan kaçınma davranışıdır.
Bu iddianın doğru olup olmadığı belirlenmeden, yüklenicinin davranışının 25/f kapsamında yasak fiil olarak nitelendirilmesi eksik bir hukuki inceleme olacaktır.
IX. Yasaklama Yaptırımının Niteliği Bakımından Değerlendirme
4735 sayılı Kanun'un 26. maddesi uyarınca 25. maddede sayılan fiil ve davranışlarda bulunduğu tespit edilenler, fiil veya davranışlarının özelliğine göre bir yıldan az olmamak üzere iki yıla kadar bütün kamu kurum ve kuruluşlarının ihalelerine katılmaktan yasaklanabilmektedir.
Bu yaptırımın ağırlığı, 25/f maddesinin yorumunda özel bir dikkat gerektirmektedir.
Zira yüklenicinin belirli bir sözleşmeyi gereği gibi ifa etmemesi ile bütün kamu ihalelerine katılmasının belirli bir süre engellenmesi arasında ciddi bir sonuç farkı bulunmaktadır.
Bu nedenle 25/f'deki fiilin varlığı konusunda yapılacak değerlendirme, sözleşmenin yalnızca son aşamasındaki fiili duruma indirgenmemeli; yüklenicinin davranışının nedenleri, idarenin sözleşmesel yükümlülükleri, tarafların karşılıklı edimleri ve sözleşmenin sona ermesine götüren süreç bir bütün olarak değerlendirilmelidir.
Aksi halde kamu ihale hukukunun sözleşmesel dengeyi koruyan hükümleri ile yasaklama yaptırımının amacı arasında dengesizlik ortaya çıkabilir.
Sonuç
Danıştay 13. Dairesinin E.2024/319, K.2024/1958 sayılı kararı, 4735 sayılı Kanun'un 20/a ve 20/b maddeleri arasındaki ayrım ile tek taraflı fesih sonrasında ihtar mekanizmasının işlevini kaybedip kaybetmeyeceği bakımından önemli tespitler içermektedir. Özellikle yüklenicinin fesih iradesini açıkça ortaya koyduğu ve çalışanlarını iş sahasından çektiği bir durumda, sözleşmenin ifasına devam edilmesi için sonradan on günlük süre verilmesinin hukuki ve fiili işlevinin bulunmadığı yönündeki değerlendirme anlaşılabilir niteliktedir.
Bununla birlikte, kanaatimizce uyuşmazlığın esas meselesi yalnızca ihtar zorunluluğundan ibaret değildir. Yüklenicinin sözleşme konusu hizmeti yerine getirmemesinin, 4735 sayılı Kanun'un 25/f maddesinde düzenlenen “ihale dokümanı ve sözleşme hükümlerine uygun olarak taahhüdünü yerine getirmemek” fiilini oluşturup oluşturmadığının öncelikle belirlenmesi gerekir.
Bu belirleme yapılırken idarenin hakediş ödeme borcunun ayrıca değerlendirilmesi zorunludur. Yüklenicinin kendi edimini yerine getirmesine rağmen idarenin sözleşmeden ve ilgili mevzuattan doğan ödeme yükümlülüğünü yerine getirmemesi, sözleşmenin karşılıklı edimlere dayanan yapısı içerisinde hukuken önemsiz bir olgu değildir. Böyle bir durumda yüklenicinin daha sonra hizmeti bırakması, idarenin önceki sözleşme ihlalinden bağımsız bir “taahhüdünü yerine getirmeme” fiili olarak kabul edilmemelidir.
Dolayısıyla somut olayda cevaplandırılması gereken temel soru, yalnızca “fesih sonrasında yükleniciye on günlük ihtar verilmesi gerekli miydi?” sorusu değildir. Bundan önce, “İdarenin hakediş ödeme borcunu ihlal etmesi karşısında yüklenicinin fesih ve ifadan kaçınma davranışı 4735 sayılı Kanun'un 25/f maddesinde yasaklanan fiilin maddi ve hukuki unsurlarını oluşturmakta mıdır?” sorusunun cevaplandırılması gerekir.
Şayet somut olayda yüklenicinin edimlerini yerine getirdiği, buna karşılık muaccel hakedişlerinin idare tarafından hukuka aykırı biçimde ödenmediği ve fesih iradesinin bu ihlale dayandığı ortaya konulabiliyorsa, yüklenicinin davranışının 25/f kapsamında yasak fiil olarak nitelendirilmesi ciddi biçimde tartışmalı hale gelecektir. Böyle bir durumda, sözleşmenin sona ermiş olması nedeniyle ihtarın anlamsız hale geldiği yönündeki tespit, yasaklama yaptırımının uygulanabilirliğini tek başına açıklamaya yeterli değildir.
Bu nedenle, kamu ihale sözleşmelerinde fesih–hakediş–ifa etmeme–yasaklama ilişkisi birbirinden kopuk hukuki işlemler şeklinde değil, karşılıklı edimlere dayanan tek bir sözleşmesel ilişki içerisinde değerlendirilmelidir. İdarenin kendi sözleşmesel yükümlülüğünü yerine getirip getirmediği belirlenmeden, yüklenicinin sözleşmeye aykırı davrandığı ve dolayısıyla kamu ihalelerine katılmaktan yasaklanması gerektiği sonucuna ulaşılması, 4735 sayılı Kanun'un 4. maddesinde öngörülen tarafların eşit hak ve yükümlülüklere sahip olması ilkesiyle de bağdaşmayacak sonuçlar doğurabilecektir.
Sonuç olarak, incelenen kararın 20/a'daki ihtar mekanizmasına ilişkin yaklaşımı savunulabilir olmakla birlikte, 25/f'deki yasak fiilin oluşumunu hakedişlerin ödenmemesi olgusundan bağımsız değerlendirmesi bakımından eleştiriye açık olduğu kanaatindeyiz. Özellikle kamu ihalelerinden yasaklama gibi ağır sonuç doğuran bir yaptırım söz konusu olduğunda, yüklenicinin ifa etmeme davranışının yalnızca gerçekleşmiş sonuç üzerinden değil, bu sonuca yol açan karşılıklı sözleşme ihlalleri ve tarafların hukuki konumları birlikte değerlendirilerek belirlenmesi gerekir.



