top of page

İmar Planına İtirazın Zımnen Reddedilmesi ve Anayasa’nın 40. Maddesi Kapsamında Bilgilendirme Yükümlülüğü

  • 3 gün önce
  • 3 dakikada okunur

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2024/2888, K.2025/438, 26.02.2025


Anahtar Kelimeler

İmar planı, askı süresi, zımni ret, İYUK m.11, dava açma süresi, Anayasa m.40, hak arama özgürlüğü, hukuki güvenlik, mahkemeye erişim hakkı


İmar planlarının hukuka uygunluğunun yargısal denetimi, planların ilan ve askı usulü ile dava açma sürelerinin birlikte değerlendirilmesini gerektirir. Bu kapsamda, askı süresi içerisinde imar planına İYUK m.11 uyarınca yapılan başvurunun zımnen reddedilmesi halinde, zımni ret süresinin askı tutanağında ayrıca gösterilmesinin gerekip gerekmediği önemli bir usul sorunudur.


Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun 26.02.2025 tarih ve E.2024/2888, K.2025/438 sayılı kararı, bu soruya ilişkin dikkat çekici bir değerlendirme ortaya koymuştur.


Düzenleyici işlem ile bireysel işlem arasındaki fark

Anayasa'nın 40. maddesinin ikinci fıkrası, devletin işlemlerinde ilgili kişilerin hangi kanun yollarına ve mercilere başvuracağını ve sürelerini belirtmesini öngörmektedir. Bu hüküm, özellikle bireysel idari işlemlerin ilgililerine bildirilmesi bakımından önemli bir anayasal güvence niteliğindedir.


Nitekim Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulunun 15.03.2022 tarihli E.2021/2, K.2022/1 sayılı kararında da bireysel işlemlerin tebliğinde dava açma süresinin gösterilmesine ilişkin Anayasa m.40 hükmü esas alınmıştır.


Ancak imar planları bu nitelikte değildir. İmar planı, düzenleyici işlem niteliğindedir ve kanunda öngörülen ilan ve askı usulüyle duyurulur. 2577 sayılı İYUK'un 7. maddesinin 4. fıkrası da ilanı gereken düzenleyici işlemlerde dava açma süresinin ilan tarihini izleyen günden itibaren başlayacağını özel olarak düzenlemektedir.


Bu nedenle bireysel işlemin ilgilisine tebliği sırasında ortaya çıkan bilgilendirme yükümlülüğünün, düzenleyici işlemin ilanına ilişkin usulle birebir aynı şekilde değerlendirilmesi mümkün değildir.


Somut olayda askı tutanağının işlevi de imar planının ilan edilmesidir. Askı tutanağında, İYUK m.11 kapsamında yapılabilecek başvurunun bütün sonuçlarının ayrıca açıklanmamış olması, kanundan doğan dava açma süresini kendiliğinden değiştiren bir hukuki sonuç doğurmaz.


İYUK m.11 bakımından önemli ayrım

İYUK m.11, ilgililere dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması amacıyla üst makama veya işlemi yapan makama başvurma imkânı tanımaktadır. İdarenin 30 gün içerisinde cevap vermemesi halinde başvuru zımnen reddedilmiş sayılır. (Bu süre, 7331 sayılı Kanun ile 60 günden 30 güne indirilmiştir.)


Ancak burada gözden kaçırılmaması gereken husus, m.11 başvurusunun kural olarak ihtiyari bir idari başvuru yolu olmasıdır.


Daha önemlisi, İYUK m.10 ile m.11 aynı hukuki sonucu öngörmemektedir. m.10'da, dava açma süresi geçtikten sonra idarenin cevap vermesi halinde bu cevabın tebliği üzerine yeniden dava açılabileceği açıkça düzenlenmiştir. m.11'de ise böyle bir hüküm bulunmamaktadır.


Dolayısıyla m.11 kapsamında yapılan başvurunun veya bu başvurunun zımnen reddedilmesinin, daha önce sona ermiş dava açma süresini yeniden canlandıracağı sonucuna kanunda dayanmak mümkün değildir.


Aksi yorum, dava açma sürelerinin kesinliğini ve idari işlemlerde hukuki istikrarı ciddi biçimde zayıflatacaktır.


İDDK'nın yaklaşımı neden isabetlidir?

Kanaatimizce İDDK'nın, Bölge İdare Mahkemesinin kararını onayan yaklaşımı isabetlidir.

Burada Anayasa m.40'ın düzenleyici işlemler bakımından hiçbir önem taşımadığı söylenmemektedir. Esas mesele, düzenleyici işlem niteliğindeki bir imar planının askıya çıkarılması sırasında, kanundan kaynaklanan İYUK m.11 mekanizmasının ve buna ilişkin 30 günlük zımni ret süresinin ayrıca askı tutanağında belirtilmemesinin dava açma süresini değiştirecek bir sonuç doğurup doğurmayacağıdır.


Bize göre doğurmaz.

Çünkü imar planının ilanı ile bireysel işlemin ilgilisine tebliği aynı hukuki nitelikte değildir. Ayrıca ilgilinin İYUK m.11 yoluna başvurması zorunlu olmadığı gibi, bu başvurunun sonuçları da kanunda açıkça düzenlenmiştir. Kanunun öngördüğü usul ve sürelerin ayrıca askı tutanağında tekrar edilmemiş olması, dava açma süresini belirsiz veya süresiz hale getirmemelidir.


Bu yaklaşım, hak arama özgürlüğü ile hukuki güvenlik ve idari istikrar arasında makul bir denge de sağlamaktadır.


Bununla birlikte, ivedi yargılama usulüne tabi özel sürelerin söz konusu olduğu durumların ayrıca değerlendirilmesi gerekir. Zira burada kanunun öngördüğü özel usul ve sürenin ilgililere bildirilmesine ilişkin farklı değerlendirmeler Danıştay içtihadında bulunmaktadır.


Sonuç

Karar, Anayasa m.40'ın idari işlemlerdeki bilgilendirme yükümlülüğünün kapsamının belirlenmesi bakımından önemlidir. Özellikle bireysel idari işlemler ile düzenleyici işlemlerin ilgililere duyurulmasına ilişkin usullerin birbirinden ayrılması, bu konuda yapılacak değerlendirmelerin temelini oluşturmalıdır.


Somut uyuşmazlık bakımından ise imar planının askıya çıkarılmasına ilişkin tutanağın, İYUK m.11'de düzenlenen ihtiyari başvuru yolunun bütün sonuçlarını ayrıca belirtmemiş olması, kanuni dava açma süresinin uygulanmasına engel teşkil etmemektedir. İDDK'nın bu yöndeki onama kararının, usul sürelerinin kesinliği ve hukuki güvenlik ilkeleri bakımından isabetli olduğu kanaatindeyiz.

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page