top of page

İmar Planının Tamamına Karşı Dava Açmada Ehliyet ve İYUK m.11 Başvurusunun Süreye Etkisi

9 saat önce
6 dakikada okunur

Anahtar Kelimeler: İmar Planı, İptal Davası, Menfaat İhlali, Sübjektif Ehliyet, Taşınmaz Maliki, Belde Sakini, İYUK m.11, İmar Planına İtiraz, Dava Açma Süresi, Zımni Ret


İlgili Danıştay Kararı:Danıştay Altıncı Daire, E.2025/2199, K.2025/7399, 25.12.2025


Özet

Danıştay Altıncı Dairesinin incelenen kararında, 1/5000 ölçekli revizyon nazım imar planının hem tamamının hem de davacıların taşınmazına ilişkin kısmının iptali istemiyle açılan davada, iki farklı usul sorunu ele alınmıştır. Daire, taşınmaz maliki sıfatıyla dava açan kişilerin, kendi taşınmazlarına ilişkin kullanım kararlarıyla sınırlı olarak kişisel, meşru ve güncel menfaatlerinin bulunduğunu; buna karşılık planın kendilerini etkilemeyen diğer kullanım kararlarının veya planın tamamının iptalini istemeleri bakımından sübjektif ehliyetlerinin bulunmadığını kabul etmiştir. Bunun yanında, imar planının askı süresi içinde İYUK'un 11. maddesi kapsamında yapılan itirazın, son ilan tarihinden itibaren altmış gün (İYUK'un güncel haline göre zımni ret süresi otuz gündür) içinde cevap verilmemesiyle zımnen reddedilmiş sayılacağını ve bu tarihten itibaren başlayan dava açma süresinin, daha sonra verilen açık ret kararıyla yeniden başlamayacağını belirlemiştir. Böylece karar, imar planlarına karşı açılan iptal davalarında dava konusu işlemin kapsamı ile davacının menfaat ilişkisinin örtüşmesi ve İYUK m.11 başvurusunun dava açma süresini canlandırmaması ilkelerini birlikte ortaya koymaktadır.


Giriş

İmar planlarına karşı açılan iptal davalarında, planın hukuka uygunluğunun maddi yönden incelenmesinden önce çözümlenmesi gereken iki temel usul sorunu bulunmaktadır. Bunlardan ilki, davacının dava konusu planın tamamına veya yalnızca belirli kullanım kararlarına karşı dava açabilecek ölçüde sübjektif ehliyete sahip olup olmadığı; ikincisi ise planın askı sürecinde yapılan itirazın dava açma süresine ne şekilde etki edeceğidir.

İncelenen kararda Danıştay, bu iki meseleyi birbirinden bağımsız olarak değerlendirmiştir. Daire, taşınmaz malikinin imar planının tamamına karşı soyut ve genel hukuka aykırılık iddialarıyla dava açmasını yeterli görmemiş; dava konusu kullanım kararı ile davacı arasında kişisel, meşru ve güncel bir menfaat ilişkisinin somutlaştırılmasını aramıştır. Diğer taraftan, plan askıdayken İYUK m.11 kapsamında yapılan başvurunun, kanunda öngörülen süre içerisinde zımnen reddedilmesiyle dava açma süresinin işlemeye başladığını ve sonradan verilen açık ret kararının yeni bir dava açma süresi başlatamayacağını kabul etmiştir.Kararın bu iki yönü, imar planlarına karşı açılacak davalarda yalnızca planlama esaslarının değil, dava ehliyeti ile dava açma süresine ilişkin usul kurallarının da titizlikle gözetilmesi gerektiğini göstermektedir.


I. İptal Davasında Menfaat İhlali ve Sübjektif Ehliyet

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesine göre iptal davası, menfaatleri ihlal edilenler tarafından açılabilmektedir. İYUK m.14/3-c uyarınca da dava dilekçeleri sübjektif ehliyet yönünden ilk incelemeye tabi tutulmakta; ehliyet bulunmadığının anlaşılması halinde m.15/1-b uyarınca davanın reddine karar verilmektedir.

Danıştay yerleşik yaklaşımına göre iptal davasındaki menfaat ilişkisinin kişisel, meşru ve güncel olması gerekir. Bunun anlamı, davacı ile dava konusu işlem arasında soyut bir hukuka uygunluk denetimi talep etmeye elverişli genel bir ilişkinin bulunması değil, işlemin davacının hukuki durumunu ciddi ve makul biçimde etkilemesidir. Menfaat ilişkisinin kapsamı ise her somut olayda dava konusu işlemin niteliğine göre belirlenmektedir.

Bu yaklaşım, iptal davasının objektif bir norm denetimi veya actio popularis niteliğinde olmadığının doğal sonucudur. İptal davasında mahkemenin denetim yetkisi geniş olmakla birlikte, bu denetimin harekete geçirilmesi davacının dava konusu işlemle yeterli hukuki bağlantısının bulunmasına bağlıdır.


II. Taşınmaz Malikinin İmar Planına Karşı Dava Ehliyeti

İmar planlarına karşı açılan davalarda taşınmaz malikinin menfaat ilişkisi bakımından özel bir durum söz konusudur.

Taşınmaz malikinin, kendi taşınmazına ilişkin plan kararının hukuka aykırı olduğunu ileri sürerek dava açmasında kişisel, meşru ve güncel menfaat ilişkisinin bulunduğu açıktır. Ancak bu menfaat ilişkisi, kural olarak taşınmazın plan üzerindeki kullanım kararının ötesine otomatik olarak taşmamaktadır.

Danıştay da kararında, taşınmaz maliki sıfatıyla açılan davalarda incelemenin davacının taşınmazına ilişkin kullanım kararlarıyla sınırlı olması gerektiğini belirtmiştir. Çünkü kişinin, kendi taşınmazını etkilemeyen kullanım kararlarının veya planın tamamının iptalini istemesinde kişisel, meşru ve güncel bir menfaat bulunmamaktadır.

Burada önem taşıyan husus, taşınmaz malikliği ile imar planının tamamına karşı dava ehliyeti arasında doğrudan bir özdeşlik kurulamayacağıdır.

Taşınmaz malikinin planın kendi taşınmazına ilişkin kısmına karşı dava açma ehliyeti bulunması, planın diğer bölgelerine ilişkin kullanım kararlarının tamamına karşı dava açabileceği anlamına gelmez.


III. Belde Sakini Sıfatının Dava Ehliyetine Etkisi

Danıştay kararında ayrıca, kişinin belde sakini sıfatıyla kendi taşınmazı dışında kalan ve yaşadığı çevreyi etkileyen plan kararlarına karşı dava açabilmesinin mümkün olduğu kabul edilmektedir.

Ancak bu durumda da yalnızca “beldede oturuyor olmak” yeterli görülmemektedir. Davacının, iptalini istediği kullanım kararının kendisini ne şekilde etkilediğini ve söz konusu kullanım kararıyla arasında kişisel, meşru ve güncel bir menfaat bağının bulunduğunu ortaya koyması gerekmektedir.

Dolayısıyla Danıştayın yaklaşımında iki ayrı menfaat ilişkisi bulunmaktadır:

  • Taşınmaz malikliği, doğrudan taşınmaza ilişkin plan kararları bakımından menfaat ilişkisi oluşturur.

  • Belde sakinliği ise taşınmaz dışındaki kullanım kararları bakımından da menfaat ilişkisi oluşturabilir; ancak bunun ayrıca ve somut biçimde ortaya konulması gerekir.

Bu yaklaşım, imar planının bütününe karşı açılan davalarda davacının sıfatından ziyade işlem ile davacı arasındaki somut etkileşimin esas alındığını göstermektedir.


IV. Somut Olayda Planın Tamamına Yönelik Ehliyet Sorunu

Somut olayda davacılar, taşınmazlarını kapsayan 1/5000 ölçekli revizyon nazım imar planının hem tamamının hem de taşınmazlarına ilişkin kısmının iptalini istemişlerdir. Ancak dava dilekçesinde planın tamamına yönelik genel hukuka aykırılık iddiaları ileri sürülmesine rağmen, kendi taşınmazlarının kullanım kararının veya plan değişikliğinin davacıları ve taşınmazlarını ne şekilde etkilediği konusunda yeterli bir açıklama yapılmamıştır.

Danıştay bu nedenle, planın tamamının iptali istemi bakımından kişisel, meşru ve güncel menfaat ilişkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşmıştır. Bu kısım yönünden yapılması gereken, uyuşmazlığın esasına girilmesi değil, davanın ehliyet yönünden reddedilmesidir.

Kanaatimizce kararın bu bölümü, iptal davasındaki sübjektif ehliyetin “işlemin hukuka aykırılığı” ile karıştırılmaması bakımından önemlidir. Bir imar planının hukuka aykırı olduğu iddiasının güçlü olması, tek başına davacının planın tamamına karşı dava açma ehliyetini sağlamaz. Öncelikle davacının hangi plan kararından ne şekilde etkilendiğini ortaya koyması gerekir.


V. İYUK m.11 Başvurusunun İmar Planlarında Dava Açma Süresine Etkisi

Kararın ikinci önemli konusu İYUK m.11 kapsamında yapılan başvurunun dava açma süresine etkisidir.

İYUK'un işlem tarihinde yürürlükte bulunan 11. maddesi uyarınca ilgililer, dava açmadan önce idari işlemin kaldırılması, geri alınması, değiştirilmesi veya yeni bir işlem yapılması için üst makama veya üst makam bulunmadığı takdirde işlemi tesis eden makama başvurabilmektedir. Bu başvuru, işlemeye başlamış olan dava açma süresini durdurmakta; idarenin altmış gün (İYUK'un güncel haline otuz gün) içinde cevap vermemesi halinde başvuru zımnen reddedilmiş sayılmaktadır.

İmar planları bakımından bu düzenlemenin özel bir önemi bulunmaktadır. 3194 sayılı İmar Kanunu'nun 8. maddesine göre planlar bir ay süreyle ilan edilmekte ve bu süre içerisinde planlara itiraz edilebilmektedir.

Dolayısıyla askı süresi içerisinde yapılan itirazın, İYUK m.11 kapsamında dava açma süresine etkisinin ayrıca değerlendirilmesi gerekir.


VI. İmar Planına İtirazın Sonradan Verilen Açık Ret Kararıyla Yeni Dava Süresi Doğurmaması

Somut olayda 1/5000 ölçekli revizyon nazım imar planı 10.06.2021 tarihinde askıya çıkarılmış ve bir aylık ilan süresi 09.07.2021 tarihinde sona ermiştir. Davacılar bu süre içerisinde plana itiraz etmişlerdir.

Danıştay, İYUK m.11 hükümleri uyarınca bu başvurunun son ilan tarihini izleyen altmış gün içerisinde cevaplandırılmaması halinde zımnen reddedilmiş sayılacağını kabul etmiştir. Bu durumda dava açma süresi, zımni ret tarihinin ardından işlemeye başlamaktadır.

Somut olayda ise davacılar, bu sürenin geçmesinden sonra verilen açık ret kararının kendilerine tebliğ edilmesini esas alarak 02.12.2021 tarihinde dava açmışlardır.

Danıştayın yaklaşımına göre, dava açma süresini yeniden başlatma imkânı bulunmayan bir itirazın daha sonra açıkça reddedilmesi, daha önce işlemeye başlamış olan dava açma süresini yeniden canlandırmaz. Bu nedenle davanın süresinde açılmadığı kabul edilmiştir.

Bu tespit, idari işlemlerde zımni ret kurumunun temel mantığıyla da uyumludur. Aksi yöndeki bir yaklaşım, idarenin aynı başvuruya daha sonra açık bir cevap vermesinin, süresi geçmiş bir dava hakkını yeniden ihya etmesine yol açabilecektir.


VII. Kararın Uygulama Bakımından Önemi

Karar, imar planlarına karşı dava açılırken iki ayrı kontrolün yapılmasını zorunlu kılmaktadır.

İlk olarak, davacı hangi plan kararından etkilendiğini ortaya koymalıdır. Taşınmaz maliki bakımından bu bağlantı doğrudan taşınmazın kullanım kararında kurulabilir. Ancak planın tamamının iptali isteniyorsa, taşınmaz dışındaki kullanım kararlarının davacının kişisel, meşru ve güncel menfaatini nasıl etkilediğinin de açıklanması gerekir.

İkinci olarak, plan askı sürecinde yapılan itirazın dava açma süresine etkisi dikkatle hesaplanmalıdır. İYUK m.11 kapsamında yapılan başvuru, dava açma süresini durdurmakla birlikte, kanunen oluşan zımni ret tarihinden sonra verilen açık ret kararının yeni bir dava açma süresi yaratması mümkün değildir.

Bu nedenle özellikle belediye meclisinin itiraz üzerine verdiği kararın tebliğ tarihini esas alarak dava süresi hesaplamak, somut olayın özelliklerine göre süre aşımı sonucunu doğurabilir.


Sonuç

Danıştay Altıncı Dairesinin E.2025/2199, K.2025/7399 sayılı kararı, imar planlarına karşı açılan iptal davalarında sübjektif ehliyet ile dava açma süresinin birbirinden bağımsız fakat davanın kaderini doğrudan etkileyen iki usul kurumu olduğunu ortaya koymaktadır.

Daire, taşınmaz malikinin kendi taşınmazına ilişkin plan kararlarına karşı dava açma ehliyetinin bulunduğunu; ancak bu sıfatın planın tamamına yönelik sınırsız bir dava hakkı vermediğini kabul etmiştir. Planın tamamının iptali isteniyorsa, davacının planın diğer kullanım kararlarıyla arasındaki kişisel, meşru ve güncel menfaat ilişkisini ayrıca ortaya koyması gerekmektedir. Somut olayda bu bağlantı kurulamadığından planın tamamına yönelik dava ehliyet yönünden reddedilmelidir.

Kararın ikinci boyutunda ise İYUK m.11 kapsamında yapılan başvurunun, imar planına karşı dava açma süresini sınırsız biçimde uzatan bir araç olmadığı vurgulanmıştır. Askı süresi içerisinde yapılan başvurunun altmış gün içerisinde cevaplandırılmamasıyla oluşan zımni ret, dava açma süresinin başlangıcını belirlemekte; daha sonra verilen açık ret kararı ise süresi geçmiş dava hakkını yeniden canlandıramamaktadır.

Bu itibarla karar, imar planlarına karşı açılacak iptal davalarında “hangi plan kararına karşı, hangi menfaat ilişkisine dayanılarak ve hangi tarihten itibaren başlayan süre içerisinde dava açıldığı” sorularının davanın esasından önce çözümlenmesi gerektiğini ortaya koyan önemli bir usul hukuku içtihadı niteliğindedir.

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page