top of page

Güvenlik Korucusunun Göreve Alınma Şartını Sonradan Kaybetmesi ve Disiplin Cezasından Ayrımı: Danıştay 8. Dairesinin E.2024/4584, K.2026/1038 Sayılı Kararının Değerlendirilmesi

4 saat önce
5 dakikada okunur

Anahtar Kelimeler: Güvenlik Korucusu, Göreve Alınma Şartları, Şart Kaybı, Göreve Son Verme, Disiplin Cezası, Anayasa Mahkemesi Kararı, Usulde Paralellik, Kanunilik, Hukuk Devleti


İlgili Danıştay Kararı:

  • Danıştay Sekizinci Daire, E.2024/4584, K.2026/1038, 24.02.2026


Giriş

Danıştay 8. Dairesinin 24.02.2026 tarihli kararı, güvenlik korucularının görevine son verilmesine ilişkin işlemlerin hukuki niteliğinin belirlenmesi bakımından önem taşımaktadır. Kararın temelinde, Anayasa Mahkemesinin 442 sayılı Köy Kanunu'nun Ek 18. maddesinde yer alan ve güvenlik korucularına uygulanacak disiplin cezalarının yönetmelikle düzenlenmesine imkân veren hükmü iptal etmesinin ardından ortaya çıkan hukuki durum bulunmaktadır.

Uyuşmazlıkta davacı hakkında, göreve alınma sırasında aranılan şartlardan birini sonradan kaybettiği gerekçesiyle görevine son verilmiştir. Bölge İdare Mahkemesi ise işlemi, yönetmelikte düzenlenen disiplin hükümlerinin uygulanması suretiyle tesis edilmiş bir disiplin işlemi olarak değerlendirmiş ve söz konusu disiplin hükümlerinin yasal dayanağının Anayasa Mahkemesince iptal edilmiş olması nedeniyle işlemin hukuka aykırı olduğu sonucuna ulaşmıştır. Danıştay ise bu yaklaşımı benimsememiş; işlemin disiplin cezası değil, göreve alınma şartının sonradan kaybedilmesine bağlı olarak tesis edilen bir görevden alma işlemi olduğunu kabul etmiştir.

Bu yönüyle karar, yalnızca güvenlik korucularının statüsüne ilişkin bir uyuşmazlık olmaktan öte, idari işlemin hukuki niteliğinin belirlenmesi, disiplin hukuku ile statü hukukunun ayrıştırılması ve bir personelin göreve atanmasına engel bir şartı sonradan kaybetmesinin hukuki sonuçları bakımından incelenmeye değerdir.


I. Uyuşmazlığın Hukuki Çerçevesi

Uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan 442 sayılı Köy Kanunu'nun Ek 18. maddesi uyarınca güvenlik korucularının görevlendirilme şekilleri, göreve alınma şartları, görevleri, disiplin cezaları ve görevlerine son verilmesini gerektiren hallerin yönetmelikle düzenlenmesi öngörülmekteydi. Bu hükme dayanılarak çıkarılan Güvenlik Korucuları Yönetmeliği'nin 6. maddesinde göreve alınmada aranacak şartlar, 17. maddesinde ise disiplin cezaları ve görevden çıkarma sebepleri düzenlenmişti.

Yönetmeliğin 6. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendinde, belirli suçlardan hükümlü bulunmamak güvenlik korucusu olarak görevlendirilebilmenin şartları arasında sayılmıştır. Yönetmeliğin 17. maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinin 16. alt bendinde ise “göreve alınmada aranacak şartları kaybetmek”, görevden çıkarma cezasını gerektiren fiiller arasında düzenlenmiştir.

Somut olayda davacı, niteliği itibarıyla göreve alınmasına engel teşkil eden bir suçtan kesinleşmiş mahkûmiyet hükmüne maruz kalmıştır. İlk görevden alma işlemi usul yönünden iptal edilmiş ve davacı hakkında yeniden işlem tesis edilmiştir. Bu ikinci işlemde de Yönetmeliğin 17. maddesinin (ç) bendinin 16. alt bendindeki “göreve alınmada aranacak şartları kaybetmek” hükmüne dayanılmıştır.

Dolayısıyla uyuşmazlığın görünürdeki konusu “göreve son verme” olmakla birlikte, hukuki sorun işlemin disiplin yaptırımı mı yoksa statü şartının kaybına dayanan idari bir işlem mi olduğunun belirlenmesinde toplanmaktadır.


II. Anayasa Mahkemesinin İptal Kararının Ortaya Çıkardığı Hukuki Durum

Anayasa Mahkemesi, 24.02.2022 tarihli ve E.2021/2, K.2022/20 sayılı kararıyla 442 sayılı Köy Kanunu'nun Ek 18. maddesinde bulunan “uygulanacak disiplin cezaları” ibaresini Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiş ve iptal hükmünün yürürlüğünü dokuz ay ertelemiştir.

Bu erteleme süresi dolmadan 7422 sayılı Kanun ile 442 sayılı Köy Kanunu'na 74/A, 74/B ve 74/C maddeleri eklenmiş ve güvenlik korucularına verilecek disiplin cezalarının kanuni temeli yeniden oluşturulmuştur. Bununla birlikte yeni kanuni düzenlemede “göreve alınmada aranacak şartları kaybetme” durumunun disiplin cezası olarak görevden çıkarma sebepleri arasında yer almadığı görülmektedir.

Bu noktada temel hukuki mesele, artık yönetmelikte bulunan eski disiplin hükmünün uygulanıp uygulanamayacağı değil; somut işlem bakımından göreve alınma şartının kaybedilmesinin bağımsız bir statü sonucu doğurup doğurmayacağıdır.


III. Göreve Alınma Şartının Kaybedilmesi Disiplin Cezası Mıdır?

Danıştay kararının esaslı yönü burada ortaya çıkmaktadır.

Daireye göre güvenlik korucusu olarak görevlendirilebilmek için belirli şartların taşınması zorunludur. Bu şartlardan birinin mevcut olmaması başlangıçta görevlendirmeye engel teşkil ettiği gibi, görevlendirme sonrasında söz konusu şartın kaybedilmesi de kişinin güvenlik korucusu olarak görev yapabilme statüsünü etkiler.

Bu nedenle “göreve alınmada aranacak şartların kaybedilmesi” ile “görev sırasında disiplin hukukuna aykırı bir fiilin işlenmesi” aynı hukuki kategori içerisinde değerlendirilemez.

Disiplin cezasında esas olan, kamu görevlisinin görev sırasında gerçekleştirdiği ve disiplin düzeni bakımından yaptırıma bağlanan bir fiil veya davranışın bulunmasıdır. Buna karşılık göreve alınma şartının sonradan kaybedilmesine dayanan işlemde idarenin hareket noktası, kişinin belirli bir statüde görev yapabilmesi için gerekli hukuki koşullardan birinin artık mevcut olmamasıdır.

Danıştay bu nedenle, kesinleşmiş mahkûmiyetin Yönetmeliğin 6. maddesinde düzenlenen göreve alınma şartının kaybına yol açtığını ve bu şartın sonradan ortadan kalkması karşısında idarenin, göreve alma usulüne uygun olarak idari bir işlemle kişinin görevine son verebileceğini kabul etmiştir.


IV. Disiplin Hukuku ile Statü Şartlarının Birbirinden Ayrılması

Kararın uygulama bakımından en önemli sonucu, aynı fiili olayın farklı hukuki sonuçlara dayanak oluşturabileceğinin kabul edilmesidir.

Bir kişinin belirli bir suçtan kesinleşmiş mahkûmiyeti, mevzuatta hem disiplin hukuku bakımından hem de belirli bir kamu görevine atanma veya görevde bulunma şartları bakımından sonuç doğurabilir. Ancak bu sonuçların hukuki nitelikleri birbirinden farklıdır.

Eğer idare, kesinleşmiş mahkûmiyeti doğrudan bir disiplin cezasının sebebi olarak kabul ediyorsa, disiplin hukukuna ilişkin kanunilik, savunma, soruşturma ve diğer usuli güvencelerin uygulanması gerekir. Nitekim Danıştay, Anayasa Mahkemesinin iptal kararından önce yönetmelikte düzenlenen disiplin cezaları bakımından soruşturma ve savunma gibi disiplin hukukuna özgü usul ve ilkelerin gözetilmesinin zorunlu olduğunu açıkça belirtmiştir.

Buna karşılık idari işlem, kişinin göreve alınması için zorunlu olan bir statü şartının sonradan kaybedilmesine dayanıyorsa, işlemin hukuki sebebi disiplin yaptırımı değil, statü şartının ortadan kalkmasıdır.

Bu ayrım, idarenin aynı olguyu keyfî biçimde farklı hukuki kategorilere sokabilmesi anlamına gelmemelidir. Aksine, hangi hukuki sonucun doğduğu, işlemin dayandığı mevzuat ve işlemin gerçek sebebi üzerinden belirlenmelidir.


V. Usulde Paralellik İlkesinin Karardaki Yeri

Danıştayın vardığı sonucun ikinci önemli dayanağı usulde paralellik ilkesi olmuştur.

Güvenlik korucularının görevlendirilmesinde Yönetmeliğin 9. maddesi uyarınca başvuruların incelenmesi, gerekli araştırmaların yapılması ve uygun görülenlerin vali onayına sunulması öngörülmüştür. Somut olayda da davacının ilk görevlendirilmesinde esas alınan usule benzer şekilde Jandarma Komutanlıkları, kaymakamlık ve vali onayı üzerinden işlem tesis edilmiştir.

Danıştay, bu nedenle göreve alınma şartının sonradan kaybedilmesi halinde, idarenin kişinin göreve alınması sırasında izlenen usule uygun olarak görev ilişkisini sona erdirebileceğini kabul etmiştir.

Burada usulde paralellik ilkesi, tek başına yeni bir görevden alma yetkisi yaratan bağımsız bir norm olarak değil, mevcut statü ilişkisinin kuruluşunda izlenen usul ile statünün sona erdirilmesinde izlenen usul arasındaki bağlantıyı açıklayan bir ilke olarak değerlendirilmelidir.


VI. Kararın Hukuki Değerlendirmesi

Kanaatimizce kararın isabetli yönü, Anayasa Mahkemesinin disiplin hukukuna ilişkin iptal kararının, güvenlik korucularının göreve devam edebilmesi için gerekli statü şartlarının tamamını ortadan kaldırdığı şeklinde genişletilmemesidir.

Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği düzenleme, güvenlik korucularına uygulanacak disiplin cezalarının kanuni dayanağı ile ilgilidir. Bu iptal kararından, göreve alınma şartlarının veya bu şartların sonradan kaybedilmesinin hukuki sonuç doğurmayacağı sonucuna ulaşılması mümkün değildir.

Danıştay da tam olarak bu ayrımı esas almıştır. Yönetmelikteki disiplin hükümlerinin artık uygulanamayacağı kabul edilmekle birlikte, kişinin göreve alınma şartlarından birini kaybetmesi durumunda idarenin, bu statü değişikliğine bağlı olarak yeni bir idari işlem tesis edebileceği sonucuna ulaşılmıştır.

Bununla birlikte kararın dikkatle okunması gereken yönü, “göreve alınma şartının kaybedilmesi” ile “disiplin cezası” arasındaki ayrımın somut olayın gerçek sebebi üzerinden kurulması zorunluluğudur. İdare, disiplin cezasına ilişkin kanuni dayanağın bulunmadığı bir dönemde, disiplin yaptırımını yalnızca isim değiştirerek “statü şartının kaybı” biçiminde tesis edemez. İşlemin gerçekten bir statü şartının objektif biçimde kaybedilmesine dayanması gerekir.

Somut olayda ise kesinleşmiş mahkûmiyet hükmünün Yönetmeliğin 6. maddesindeki göreve alınma şartının kaybına yol açtığı Danıştay tarafından açıkça tespit edilmiştir. Bu nedenle Daire, işlemin disiplin cezası niteliğinde olmadığı sonucuna ulaşmıştır.


Sonuç

Danıştay 8. Dairesinin E.2024/4584, K.2026/1038 sayılı kararı, güvenlik korucularının görev ilişkisinin sona erdirilmesi bakımından disiplin yaptırımı ile statü şartının kaybına dayanan idari işlem arasındaki ayrımı belirginleştirmektedir.

Karara göre, göreve alınma sırasında bulunması zorunlu olan bir şartın görev sırasında kaybedilmesi, her durumda disiplin cezası olarak nitelendirilemez. Şartın kaybı, kişinin ilgili statüde görev yapabilmesi için gerekli hukuki zeminin ortadan kalkmasına neden oluyorsa, idare göreve alma usulüne uygun yeni bir idari işlem tesis ederek görev ilişkisini sona erdirebilir. Bu işlem, hukuki niteliği itibarıyla disiplin cezasından farklıdır.

Bu yaklaşım, Anayasa Mahkemesinin disiplin cezalarının kanuni dayanağına ilişkin iptal kararının kapsamının doğru belirlenmesi bakımından da önemlidir. Disiplin hukukuna ilişkin kanuni dayanağın ortadan kalkması, kişinin kamu görevinde bulunması için gerekli objektif statü şartlarının da ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Bununla birlikte idarenin bu ayrımı somut olayın gerçek hukuki sebebine uygun biçimde kurması gerekir. Disiplin yaptırımına ilişkin kanunilik ve usul güvencelerinin dolanılması amacıyla, disiplin niteliğindeki bir işlemin statü şartının kaybı olarak adlandırılması mümkün değildir. İşlemin hukuki niteliği, kullanılan ifadeden ziyade gerçek sebebi, dayandığı norm ve doğurduğu hukuki sonuçlar üzerinden belirlenmelidir.

Danıştayın somut olayda vardığı sonuç ise, kesinleşmiş mahkûmiyet nedeniyle göreve alınma şartının objektif olarak kaybedilmiş olması ve görevden alma işleminin göreve alma usulüne uygun şekilde tesis edilmesi karşısında, işlemin hukuka uygun olduğu yönündedir. Bu nedenle Daire, Bölge İdare Mahkemesinin işlemin iptaline ilişkin kararını bozmuş ve dosyanın yeniden karar verilmek üzere Bölge İdare Mahkemesine gönderilmesine karar vermiştir. Karar 24.02.2026 tarihinde oybirliğiyle ve kesin olarak verilmiştir.:::

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page