Adli Yardımdan Yararlanan Taraf Aleyhine Hükmedilen Yasal Vekâlet Ücreti ve HMK m.339/2: Danıştay Onuncu Dairesinin Güncel Yaklaşımı

Anahtar Kelimeler: Adli Yardım, Yasal Vekâlet Ücreti, Akdi Vekâlet Ücreti, Yargılama Giderleri, HMK m.339/2, Hak Arama Özgürlüğü, Mülkiyet Hakkı, Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Danıştay 10. Daire
İlgili Danıştay Kararı:
Danıştay 10. Daire, E.2023/372, K.2025/1326, 04.03.2025
İlgili Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararları:
Yargıtay HGK, E.2022/3-918, K.2023/486, 17.05.2023
Yargıtay HGK, E.2020/11123, K.2022/620, 28.04.2022
Giriş
Adli yardım müessesesi, ekonomik imkânları yetersiz olan kişilerin mahkemeye erişimini ve hak arama özgürlüğünü güvence altına alan önemli bir usul hukuku kurumudur. Bununla birlikte adli yardımdan yararlanılması, davanın sonucunda haksız çıkan tarafın karşı tarafa ödemekle yükümlü olduğu bütün mali sonuçlardan otomatik olarak muaf tutulacağı anlamına gelmemektedir.
Bu husus özellikle yasal vekâlet ücreti bakımından önem taşımaktadır. Zira yasal vekâlet ücreti, bir yandan HMK anlamında bir "yargılama gideri" niteliğinde iken diğer yandan davayı kazanan taraf lehine hükmedilen ve karşı tarafın, karşı tarafı vekil tutmak zorunda bırakmış olması nedeniyle ödemesine karar verilen bir alacaktır.
Danıştay Onuncu Dairesinin 04.03.2025 tarihli kararı, adli yardım kurumunun kapsamı ile yasal vekâlet ücretinin hukuki niteliği arasındaki bu ilişkiyi ayrıntılı biçimde ele almış ve adli yardımdan yararlanan ancak davada haksız çıkan tarafın, karşı taraf lehine hükmedilen yasal vekâlet ücretinden HMK m.339/2 uyarınca muaf tutulamayacağı sonucuna ulaşmıştır.
Kararın dikkat çekici yönlerinden biri de, Danıştayın bu sonuca yalnızca HMK hükümlerinin lafzından hareketle değil, Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun konuya ilişkin içtihatlarını da esas alarak ulaşmasıdır.
I. Somut Uyuşmazlık
Uyuşmazlıkta davacı, tutuklu bulunduğu 25.10.2019 ile tahliye edildiği 11.05.2020 tarihleri arasındaki dönemde ceza infaz kurumunda maruz kaldığını ileri sürdüğü sağlık hizmetlerindeki aksaklıklar nedeniyle %42 oranında engelli hâle geldiğini ileri sürmüştür.
Davacı; cezaevine girmeden önce kolundaki rahatsızlık nedeniyle ameliyat planlandığını, cezaevinde ilaçlarının kendisine teslim edilmediğini, hastaneye sevkinin geciktiğini ve fizik tedaviye götürülmediğini ileri sürerek 100.000 TL maddi ve 300.000 TL manevi tazminat talep etmiştir.
Çanakkale 2. İdare Mahkemesi ise davanın görev yönünden reddine karar vermiş; davacının adli yardım talebinin kabul edilmiş olması nedeniyle tahsil edilmeyen yargılama giderlerinin tahsili için ilgili tahsil dairesine bildirim yapılmasına ve davalı idare lehine vekâlet ücretine hükmetmiştir.
Bursa Bölge İdare Mahkemesi 3. İdari Dava Dairesi ise davacının adli yardımdan yararlanmış olmasını ve aleyhine yargılama giderleri ile vekâlet ücretine hükmedilmesinin davacıyı zor durumda bırakacağını dikkate alarak, davacı aleyhine hükmedilen yargılama giderleri ile 5.500 TL vekâlet ücretini kaldırmıştır.
Uyuşmazlığın Danıştay önündeki temel meselesi, adli yardımdan yararlanan davacının, haksız çıktığı davada karşı taraf lehine hükmedilen yasal vekâlet ücretinden HMK m.339/2 uyarınca muaf tutulup tutulamayacağıdır.
II. Yasal Vekâlet Ücreti Bir Yargılama Gideridir; Ancak Adli Yardımın Kapsamı Ayrıdır
Danıştay öncelikle yasal vekâlet ücretinin HMK bakımından hukuki niteliğini ortaya koymuştur.
6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun "Yargılama giderlerinin kapsamı" başlıklı 323. maddesi aynen şöyledir:
"MADDE 323- (1) Yargılama giderleri şunlardır:a) Başvurma, karar ve ilam harçları.b) Dava nedeniyle yapılan tebliğ ve posta giderleri.c) Dosya ve sair evrak giderleri.ç) Geçici hukukî koruma tedbirleri ve protesto, ihbar, ihtarname ve vekâletname düzenlenmesine ilişkin giderler.d) Keşif giderleri.e) Tanık ile bilirkişiye ödenen ücret ve giderler.f) Resmî dairelerden alınan belgeler için ödenen harç, vergi, ücret ve sair giderler.g) Vekil ile takip edilmeyen davalarda tarafların hazır bulundukları günlere ait gündelik, seyahat ve konaklama giderlerine karşılık hâkimin takdir edeceği miktar; vekili bulunduğu hâlde mahkemece bizzat dinlenmek, isticvap olunmak veya yemin etmek üzere çağrılan taraf için takdir edilecek gündelik, yol ve konaklama giderleri.ğ) Vekille takip edilen davalarda kanun gereğince takdir olunacak vekâlet ücreti.h) Yargılama sırasında yapılan diğer giderler."
Dolayısıyla yasal vekâlet ücretinin HMK m.323 anlamında bir yargılama gideri olduğu konusunda herhangi bir tereddüt bulunmamaktadır.
Bununla birlikte bu tespit, yasal vekâlet ücretinin adli yardım kapsamında geçici veya kesin olarak muaf tutulabileceği anlamına gelmemektedir. Danıştayın kararındaki temel ayrım tam olarak burada ortaya çıkmaktadır.
III. Yasal Vekâlet Ücreti ile Akdi Vekâlet Ücreti Aynı Şey Değildir
Danıştay, yasal vekâlet ücretinin niteliğini belirlerken Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 17.05.2023 tarihli, E.2022/3-918, K.2023/486 sayılı kararına açıkça atıf yapmıştır.
Buna göre yasal vekâlet ücreti;
avukat ile müvekkili arasındaki sözleşmeden doğan akdi vekâlet ücreti değil,
davanın sonunda haksız çıkan tarafın, karşı tarafı vekil ile temsil ettirmek zorunda bırakmış olması nedeniyle ödemesine hükmedilen,
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine göre belirlenen yasal vekâlet ücretidir.
Dolayısıyla burada iki farklı hukuki ilişki birbirinden ayrılmalıdır.
Akdi vekâlet ücreti, avukat ile müvekkil arasındaki sözleşmeden doğar.
Buna karşılık yasal vekâlet ücreti, mahkemenin hükmüyle ortaya çıkan ve davada haklı çıkan taraf lehine hükmedilen bir yargılama gideridir.
Bu ayrım, adli yardım bakımından belirleyicidir. Çünkü adli yardımın avukat teminine ilişkin koruması ile davanın sonunda karşı tarafa ödenmesine hükmedilen yasal vekâlet ücreti birbirinden farklıdır.
IV. HMK m.326 ve m.330: Haksız Çıkan Tarafın Sorumluluğu
HMK'nın 326. maddesinin birinci fıkrası şu şekildedir:
"Kanunda yazılı hâller dışında, yargılama giderlerinin, aleyhine hüküm verilen taraftan alınmasına karar verilir."
Bunun yanında HMK'nın 330. maddesi:
"Vekil ile takip edilen davalarda mahkemece, kanuna göre takdir olunacak vekâlet ücreti, taraf lehine hükmedilir."
hükmünü içermektedir.
Bu iki hüküm birlikte değerlendirildiğinde sistem açıktır: Davada haksız çıkan taraf kural olarak yargılama giderlerinden sorumludur ve vekille takip edilen davalarda kanuna göre belirlenen vekâlet ücreti, davada haklı çıkan taraf lehine hükmedilir.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta, HMK'nın bu genel sistematiğinde adli yardım nedeniyle yasal vekâlet ücretine ilişkin özel bir istisna öngörülmemiş olmasıdır.
Danıştay da kararında özellikle bu hususa dikkat çekmiştir.
V. Adli Yardımın Amacı ve HMK m.334-335 Hükümleri
Adli yardımın temel amacı, ekonomik bakımdan yetersiz kişilerin hak arama özgürlüğünden yararlanabilmelerini sağlamaktır.
HMK'nın 334. maddesinin birinci fıkrası şöyledir:
"Kendisi ve ailesinin geçimini önemli ölçüde zor duruma düşürmeksizin, gereken yargılama veya takip giderlerini kısmen veya tamamen ödeme gücünden yoksun olan kimseler, iddia ve savunmalarında, geçici hukukî korunma taleplerinde ve icra takibinde, taleplerinin açıkça dayanaktan yoksun olmaması kaydıyla adli yardımdan yararlanabilirler."
Adli yardımın kapsamı ise HMK'nın 335. maddesinde düzenlenmiştir:
"MADDE 335- (1) Adli yardım kararı, ilgiliye, aşağıdaki hususları sağlar:a) Yapılacak tüm yargılama ve takip giderlerinden geçici olarak muafiyet.b) Yargılama ve takip giderleri için teminat göstermekten muafiyet.c) Dava ve icra takibi sırasında yapılması gereken tüm giderlerin Devlet tarafından avans olarak ödenmesi.ç) Davanın avukat ile takibi gerekiyorsa, ücreti sonradan ödenmek üzere bir avukat temini.(2) Mahkeme, talepte bulunanın, yukarıdaki bentlerde düzenlenen hususlardan bir kısmından yararlanmasına da karar verebilir.(3) Adli yardım, hükmün kesinleşmesine kadar devam eder."
Bu düzenlemenin sistematik yorumu, adli yardımın esas olarak kişinin yargılama sırasında yapmak zorunda olduğu giderleri karşılayabilmesini veya bu giderlerin ertelenmesini sağladığını göstermektedir.
Danıştaya göre HMK m.335/1-a'da geçen "tüm yargılama giderleri" ibaresi, hüküm kesinleşinceye kadar geçici olarak kişinin bizzat yapmakla yükümlü olduğu giderleri ifade etmektedir.
Bunlar örneğin;
harçlar,
posta giderleri,
bilirkişi ücretleri,
keşif giderleri,
diğer yargılama sırasında yapılması gereken giderlerdir.
Buna karşılık, davanın sonucunda haksız çıkan tarafın karşı taraf lehine ödemekle yükümlü olduğu yasal vekâlet ücreti, adli yardım kararının kapsamına dahil değildir.
VI. Asıl Tartışma: HMK m.339/2 Yasal Vekâlet Ücretini Kapsar mı?
Uyuşmazlığın merkezinde HMK'nın 339. maddesinin ikinci fıkrası bulunmaktadır.
Maddenin tamamı şu şekildedir:
"MADDE 339- (1) Adli yardım kararından dolayı ertelenen tüm yargılama giderleri ile Devletçe ödenen avanslar dava veya takip sonunda haksız çıkan kişiden tahsil olunur. Adli yardımdan yararlanan kişinin haksız çıkması hâlinde, uygun görülürse yargılama giderlerinin en çok bir yıl içinde aylık eşit taksitler hâlinde ödenmesine karar verilebilir.(2) Adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan yargılama giderlerinin tahsilinin, adli yardımdan yararlananın mağduriyetine neden olacağı mahkemece açıkça anlaşılırsa, mahkeme, hükümde tamamen veya kısmen ödemeden muaf tutulmasına karar verebilir."
İlk bakışta maddenin ikinci fıkrasında geçen "yargılama giderleri" ifadesinin geniş yorumlanarak yasal vekâlet ücretini de kapsadığı ileri sürülebilir.
Nitekim somut olayda Bölge İdare Mahkemesi de esas itibarıyla bu yönde değerlendirme yapmış ve davacının adli yardım statüsünü dikkate alarak vekâlet ücretinden muaf tutulmasına karar vermiştir.
Ancak Danıştay Onuncu Dairesi bu yorumu kabul etmemiştir.
VII. HMK m.339/2'nin Sistematik Yorumu
Danıştayın yaklaşımına göre m.339/2'nin uygulanabilmesi için söz konusu giderin öncelikle "adli yardım kararından dolayı Devletçe ödenen veya muaf tutulan" bir yargılama gideri olması gerekir.
Başka bir ifadeyle m.339/2, her türlü yargılama giderine ilişkin genel bir af veya muafiyet düzenlemesi değildir.
Madde, adli yardım kararı nedeniyle;
Devlet tarafından ödenen veya
adli yardım kapsamında geçici olarak muaf tutulan
giderlerin, tahsilinin adli yardım alan kişiyi mağdur edeceğinin açıkça anlaşılması hâlinde tamamen veya kısmen tahsil edilmemesine imkân tanımaktadır.
Yasal vekâlet ücretinde ise durum farklıdır.
Bu ücret Devlet tarafından ödenmemektedir.
Ayrıca adli yardım kararı nedeniyle davacının bu ücreti başlangıçta ödemekten muaf tutulması da söz konusu değildir.
Yasal vekâlet ücreti, davanın sonunda davada haklı çıkan karşı taraf lehine hükmedilmektedir.
Dolayısıyla Danıştayın yorumuna göre, HMK m.339/2'de düzenlenen muafiyet mekanizmasının yasal vekâlet ücretine uygulanabilmesi için gerekli hukuki zemin bulunmamaktadır.
VIII. Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2022 Tarihli Kararı
Danıştayın ulaştığı sonucu destekleyen en önemli içtihatlardan biri Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2022 tarihli, E.2020/11123, K.2022/620 sayılı kararıdır.
HGK da HMK m.339'da düzenlenen yargılama giderlerini, esas itibarıyla yargılamanın başlangıcında Devlet tarafından avans olarak ödenen ve daha sonra haksız çıkan taraftan tahsil edilmesi ertelenen giderler olarak değerlendirmiştir.
Bu kapsamda, yargılama sonunda karşı taraf lehine hükmedilen yasal vekâlet ücretinin HMK m.339 kapsamındaki giderlerden olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
HGK'nın yaklaşımının temelinde iki önemli düşünce bulunmaktadır.
1. Davada haklı çıkan tarafın hakkı korunmalıdır
Davada haklı çıkan ve avukatla temsil edilen taraf lehine hükmedilen yasal vekâlet ücreti, o taraf bakımından ekonomik bir değer taşımaktadır.
Bu nedenle, davada haksız çıkan kişinin adli yardım statüsü gerekçe gösterilerek bu ücretin tamamen veya kısmen ortadan kaldırılması, davada haklı çıkan tarafın hakkına müdahale sonucunu doğurabilir.
2. Adli yardım, haksız tarafı koruma kurumu değildir
Adli yardımın amacı, ekonomik gücü bulunmayan kişinin hak aramasını mümkün kılmaktır.
Ancak bu kurum, davada haksız çıkan tarafın karşı tarafa karşı doğan hukuki sorumluluğunu bütünüyle ortadan kaldıran bir mekanizma değildir.
Aksi yöndeki yorum, ekonomik yetersizliği bulunan kişinin dava açma veya savunmada bulunma hakkını korumakla kalmayıp, davanın sonunda haksız çıkması hâlinde karşı tarafın sahip olduğu yasal vekâlet ücretini de ortadan kaldıran bir sonuca ulaşabilecektir.
IX. Yasal Vekâlet Ücretinin Mülkiyet Hakkıyla İlişkisi
Danıştay kararında ayrıca Anayasa Mahkemesinin 29.12.2021 tarihli ve B. No: 2018/3222 sayılı kararına atıf yapılmıştır.
Anayasa Mahkemesi, davada haklı çıkan taraf lehine hükmedilen yasal vekâlet ücretinin mülkiyet hakkının güvencelerinden yararlanacağını kabul etmiştir.
Bu tespit, uyuşmazlığın yalnızca teknik bir usul hukuku meselesinden ibaret olmadığını göstermektedir.
Bir tarafta ekonomik imkânları yetersiz olan kişinin mahkemeye erişim ve hak arama özgürlüğü, diğer tarafta ise davada haklı çıkan tarafın mülkiyet hakkı kapsamında korunan yasal vekâlet ücreti alacağı bulunmaktadır.
Dolayısıyla adli yardım kurumunun yorumunda, yalnızca adli yardımdan yararlanan kişinin ekonomik durumuna değil, karşı tarafın hukuken korunan hakkına da dikkat edilmesi gerekir.
X. Adli Yardım ile Hak Arama Özgürlüğü Arasındaki Denge
Burada önemli olan husus, adli yardımın kapsamının daraltılması değil, doğru belirlenmesidir.
Adli yardım, ekonomik bakımdan yetersiz olan kişinin mahkemeye erişimini fiilen mümkün kılmak amacı taşır. Bu nedenle kişinin dava açmasını veya yargılama sırasında gerekli usul işlemlerini yerine getirmesini ekonomik sebeplerle imkânsız hâle getirmemelidir.
Ancak adli yardım kararının, davanın sonucunda karşı taraf lehine doğmuş bir yasal vekâlet ücreti alacağını kendiliğinden ortadan kaldırdığı kabul edilirse, bu kez karşı taraftaki haklı tarafın hukuki konumu zayıflatılmış olacaktır.
Danıştayın kararında benimsenen sistematik yorum, bu iki alanı birbirinden ayırmaktadır:
Adli yardım, kişinin Devlete karşı doğan yargılama giderlerini ödeme yükümlülüğünü belirli koşullarda erteler veya kaldırabilir; ancak davada haklı çıkan karşı taraf lehine doğan yasal vekâlet ücretini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
XI. Kararın İdari Yargılama Bakımından Önemi
Karar, 2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu bakımından da önemlidir.
İYUK'un 31. maddesi, adli yardım konusunda Hukuk Muhakemeleri Kanunu'na atıf yapmaktadır. Bu nedenle HMK'nın adli yardıma ilişkin hükümleri, idari yargılama bakımından da önem taşımaktadır.
Somut olayda da Danıştay, doğrudan HMK'nın sistematiğinden hareket ederek yasal vekâlet ücretinin adli yardım kapsamında değerlendirilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır.
Bu yaklaşım, idari yargıda özellikle tam yargı davaları, iptal davaları ve diğer idari uyuşmazlıklarda adli yardım talep eden taraflar açısından önemlidir.
Bir davacıya adli yardım verilmiş olması, davayı kaybetmesi hâlinde karşı taraf lehine hükmedilecek yasal vekâlet ücretinin de adli yardım kapsamında otomatik olarak ortadan kalkacağı anlamına gelmemektedir.
XII. Danıştay Onuncu Dairesinin Nihai Sonucu
Danıştay Onuncu Dairesi, yukarıdaki gerekçeler doğrultusunda Bölge İdare Mahkemesinin yaklaşımını hukuka uygun bulmamıştır.
Daireye göre;
yasal vekâlet ücreti HMK m.323 kapsamında bir yargılama gideridir,
ancak adli yardım nedeniyle Devletçe ödenen veya muaf tutulan giderlerden değildir,
HMK m.326 ve 330'da yasal vekâlet ücretine ilişkin genel kurala adli yardım bakımından bir istisna getirilmemiştir,
HMK m.339/2'nin lafzı ve sistematiği yasal vekâlet ücretini kapsamamaktadır,
aksi yöndeki kabul, davada haklı çıkan tarafın mülkiyet hakkının ve hakkaniyetin ihlaline yol açabilecektir.
Bu nedenle Bölge İdare Mahkemesinin, davacı lehine değil, davalı idare lehine hükmedilmiş 5.500 TL yasal vekâlet ücretini ortadan kaldırması hukuka uygun görülmemiştir.
Danıştay, davacının davanın esasına yönelik temyiz istemini reddetmiş; davalı idarenin vekâlet ücretine ilişkin temyiz istemini ise kabul ederek Bölge İdare Mahkemesi kararının vekâlet ücretine ilişkin kısmını bozmuştur.
Sonuç
Danıştay Onuncu Dairesinin 04.03.2025 tarihli kararı, adli yardım kurumunun sınırlarının belirlenmesi bakımından önemli bir içtihat niteliğindedir.
Kararın temel yaklaşımı, "yargılama gideri" kavramı ile "adli yardım kapsamında muaf tutulabilecek gider" kavramının birbirinden ayrılması gerektiği üzerine kuruludur.
Yasal vekâlet ücreti HMK m.323 anlamında bir yargılama gideri olmakla birlikte, bu durum tek başına onun HMK m.339/2 kapsamında adli yardım nedeniyle tamamen veya kısmen ödenmemesine karar verilebileceği sonucunu doğurmamaktadır. Çünkü yasal vekâlet ücreti, Devlet tarafından karşılanan veya adli yardım kararı nedeniyle geçici olarak ödenmeyen bir gider değil; davada haklı çıkan taraf lehine hükmedilen ve karşı tarafın sorumluluğunda bulunan bir alacaktır.
Bu bakımdan Danıştayın Yargıtay Hukuk Genel Kurulunun 28.04.2022 tarihli ve E.2020/11123, K.2022/620 sayılı kararı ile 17.05.2023 tarihli ve E.2022/3-918, K.2023/486 sayılı kararına yaptığı atıflar önemlidir.
Sonuç itibarıyla adli yardım, ekonomik gücü bulunmayan kişilerin mahkemeye erişimini güvence altına alan bir kurumdur; ancak davada haksız çıkan tarafın karşı taraf lehine doğan yasal vekâlet ücreti sorumluluğunu kendiliğinden ortadan kaldıran bir muafiyet rejimi değildir.
Bu yaklaşım, bir taraftan adli yardımın hak arama özgürlüğünü koruyan işlevini muhafaza ederken, diğer taraftan davada haklı çıkan tarafın mülkiyet hakkı kapsamında korunan yasal vekâlet ücreti alacağını da güvence altında tutmaktadır.
Dolayısıyla kararın ortaya koyduğu temel ayrım şu şekilde özetlenebilir:
Adli yardım, Devletin yargılama giderlerine ilişkin talebini erteleyebilir veya belirli koşullarda ortadan kaldırabilir; ancak davada haklı çıkan karşı taraf lehine hükmedilen yasal vekâlet ücretini, açık bir kanuni düzenleme bulunmaksızın ortadan kaldırmaz.



