top of page

Ceza İnfaz Kurumlarında Telefon Görüşmelerinin Kaydedilmesi ve Kanunilik İlkesi: AYM’nin Nasuh Sert Kararı

10sa.
6 dakikada okunur

Anahtar Kelimeler: Ceza İnfaz Kurumu, Telefon Görüşmeleri, Haberleşme Hürriyeti, Özel Hayata Saygı Hakkı, Kişisel Verilerin Korunması, Kanunilik İlkesi, Belirlilik, İdarenin Takdir Yetkisi, Ölçülülük, Anayasa Mahkemesi


İlgili Karar:

  • Anayasa Mahkemesi, Nasuh Sert Başvurusu, B. No: 2024/26472, 5.5.2026


Giriş

Anayasa Mahkemesi, 5.5.2026 tarihli Nasuh Sert Başvurusu kararında, ceza infaz kurumunda bulunan hükümlünün ACEP kapsamında gerçekleştirdiği sesli ve görüntülü telefon görüşmelerinin sistematik biçimde dinlenmesi ve kaydedilmesini özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyeti kapsamında incelemiştir. Mahkeme, müdahalenin kanuni dayanağının bulunmadığı sonucuna ulaşarak Anayasa'nın 20. ve 22. maddelerinde güvence altına alınan hakların ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kararın temel önemi, ceza infaz kurumlarında güvenlik ve denetim amacıyla gerçekleştirilen telefon görüşmelerinin izlenmesi uygulamasının kendisini kategorik olarak Anayasa'ya aykırı kabul etmesinden değil, bu müdahalenin kapsamını, süresini, kayıtların kullanımını, üçüncü kişilerin erişimini ve imha usulünü belirleyen yeterli ve öngörülebilir bir yasal çerçevenin bulunmamasından kaynaklanmaktadır.

Bu yönüyle karar, ceza infaz kurumlarında temel hakların sınırlandırılması bakımından yalnızca “kanunda bir yetki var mı?” sorusunu değil, kanuni düzenlemenin müdahalenin esaslarını ve idarenin yetkisinin sınırlarını yeterli açıklıkta ortaya koyup koymadığını gündeme getirmektedir.


I. Başvurunun Konusu ve Olayın Gelişimi

Başvurucu, Tarsus 1 No.lu T Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumunda hükümlü olarak bulunmaktadır. ACEP kapsamında kurulan sesli ve görüntülü görüşme sistemi üzerinden yaptığı telefon görüşmelerinin tamamının dinlenmesi ve kaydedilmesi üzerine bu uygulamanın sona erdirilmesini talep etmiştir.

İnfaz Kurumu İdare ve Gözlem Kurulu, 5275 sayılı Kanun'un 68. maddesinin birinci fıkrası ile İnfaz Yönetmeliği'nin 74. maddesinin üçüncü fıkrasına dayanarak kayıtların herhangi bir kişi veya kurumla paylaşılmadığını ve kayıtlara yalnızca kurum personelinin erişebildiğini belirterek talebi reddetmiştir.

Başvurucu bunun üzerine İnfaz Hâkimliğine başvurmuş, ancak şikâyeti reddedilmiş; bu karara karşı yapılan itiraz da Tarsus 1. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kesin olarak reddedilmiştir.

Bireysel başvurunun konusu böylece, ceza infaz kurumunda bulunan kişinin telefon görüşmelerinin dinlenmesi ve elektronik ortamda kaydedilmesinin anayasal sınırları bakımından şekillenmiştir.


II. Müdahalenin Niteliği: Haberleşmenin Denetlenmesi ve Kişisel Verilerin İşlenmesi

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun şikâyetini yalnızca özel hayat bakımından değerlendirmemiştir.

Mahkemeye göre telefon görüşmelerinin içeriğinin kaydedilmesi, haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin özel bir biçimidir. Aynı zamanda görüşmelerin içeriğinde bulunan mahrem bilgiler ve kişisel verilerin kaydedilmesi, özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı bakımından da doğrudan sonuç doğurmaktadır.

Bu nedenle somut olayda iki temel hak birlikte değerlendirilmiştir:

  • Anayasa m.20: Özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı,

  • Anayasa m.22: Haberleşme hürriyeti.

Mahkemenin yaklaşımı, ceza infaz kurumunda bulunan kişinin haberleşmesinin denetlenebilir olmasının, bu haberleşmenin anayasal koruma alanından tamamen çıktığı anlamına gelmediğini göstermektedir.

Nitekim Mahkeme, mahpusların telefon görüşmelerinin sosyal hayatın ve aile birlikteliğinin devamı bakımından taşıdığı öneme dikkat çekerek, görüşmelerde belirli bir mahremiyet beklentisinin makul ve haklı olduğunu kabul etmiştir.


III. Ceza İnfaz Kurumlarında Temel Hakların Sınırlandırılması

Ceza infaz kurumunda bulunmak, kişinin temel hak ve özgürlüklerinin tümüyle ortadan kalkması sonucunu doğurmaz.

Elbette infaz rejiminin niteliği gereği hükümlülerin bazı haklarına, ceza infaz kurumunun güvenliği, düzenin korunması ve suçların önlenmesi gibi meşru amaçlarla müdahale edilmesi mümkündür. Ancak bu müdahalelerin Anayasa'nın 13. maddesinde öngörülen sınırlar içinde gerçekleştirilmesi gerekir.

Anayasa Mahkemesi de somut olayda özel hayata ve aile hayatına saygı hakkı ile haberleşme hürriyetine yapılan müdahalenin;

  1. kanunla öngörülmüş olması,

  2. meşru amaç taşıması,

  3. demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olması ve

  4. ölçülülük ilkesine aykırı olmaması

gerektiğini belirtmiştir.

Ancak Mahkeme, somut olay bakımından müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığı sonucuna ulaştığından diğer ölçütleri ayrıca incelememiştir.

Kararın hukuki ağırlık merkezi bu nedenle ölçülülükten önce kanunilik ve belirlilik üzerinde bulunmaktadır.


IV. Kanunilik İlkesinin Maddi Boyutu

Anayasa'nın 13. maddesinde temel hak ve özgürlüklerin ancak kanunla sınırlanabileceği düzenlenmiştir. Ancak Anayasa Mahkemesinin yerleşik yaklaşımına göre kanunilik, yalnızca müdahalenin herhangi bir kanun hükmüne dayandırılabilmesi anlamına gelmemektedir.

Kanuni düzenlemenin aynı zamanda erişilebilir, öngörülebilir ve keyfî uygulamalara karşı yeterli güvence sağlayacak açıklıkta olması gerekir. Kanunun, yetkili makamlara verilen yetkinin kapsamını ve bu yetkinin kullanılma biçimini yeterli netlikte belirlemesi zorunludur.

Özellikle kişisel verilerin işlenmesi bakımından bu gereklilik daha da önem kazanmaktadır.

Anayasa'nın 20. maddesi kişisel verilerin ancak kanunda öngörülen hâllerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebileceğini düzenlemektedir. Dolayısıyla kişisel verilerin toplanması, kaydedilmesi, muhafaza edilmesi ve kullanılması bakımından müdahalenin dayandığı hukuki çerçevenin yeterli açıklıkta olması gerekir.


V. Yalnızca “Dinlenir ve Kaydedilir” Demek Yeterli Değil

Kararın en önemli hukuki tespitlerinden biri burada ortaya çıkmaktadır.

5275 sayılı Kanun'un 66. maddesinde kapalı ceza infaz kurumlarındaki hükümlülerin telefon görüşmelerinin idarece dinleneceği ve kayıt altına alınacağı açıkça düzenlenmiştir. İnfaz Yönetmeliği'nin 74. maddesinin üçüncü fıkrası da hükümlülerin telefon görüşmelerinin dinlenmesi ve elektronik aletlerle kayda alınmasını öngörmektedir.

Buna rağmen Anayasa Mahkemesi, bu hükümlerin tek başına yeterli olmadığını değerlendirmiştir.

Çünkü sorun yalnızca “telefon görüşmesi kaydedilebilir mi?” sorusundan ibaret değildir.

Kayıt işleminin anayasal açıdan yeterli bir hukuki çerçeveye sahip olabilmesi için en azından;

  • hangi görüşmelerin ve hangi verilerin kaydedileceği,

  • kayıtların ne kadar süreyle muhafaza edileceği,

  • kimlerin bu kayıtlara erişebileceği,

  • kayıtların hangi amaçlarla kullanılabileceği,

  • hangi makam veya kişilerle paylaşılabileceği,

  • paylaşımın hangi şartlara ve usule tabi olduğu,

  • kayıtların ne zaman ve hangi yöntemle imha edileceği,

  • mahremiyetin ve veri güvenliğinin nasıl sağlanacağı

gibi temel hususların belirli bir açıklıkta düzenlenmesi gerekmektedir.

AYM, mevcut mevzuatta bu hususlara ilişkin yeterli ve ayrıntılı güvencelerin bulunmadığını tespit etmiştir.

Dolayısıyla kararın ortaya koyduğu ilke, “idarenin kayıt tutma yetkisi yoktur” şeklinde değil; “idareye temel haklara müdahale yetkisi veren kanuni düzenlemenin, müdahalenin kapsamı ve sınırları bakımından yeterli anayasal güvenceleri içermesi gerekir” şeklindedir.


VI. Sistematik Kayıt ve İdarenin Takdir Yetkisinin Sınırları

Somut olayda dikkat çekici bir diğer husus, telefon görüşmelerinin suçun niteliğine veya hükümlünün/tutuklunun ceza hukuku bakımından statüsüne göre farklılaştırılmaksızın sistematik biçimde kaydedilmesidir.

AYM, tüm sesli ve görüntülü görüşmelerin sistematik şekilde kaydedildiğini; buna karşılık kayıtların ne kadar süreyle saklanacağı, kimlerin erişebileceği, hangi makamlarla paylaşılabileceği ve nasıl kullanılacağı konusunda yeterli düzenleme bulunmadığını belirtmiştir.

Burada idare hukuku bakımından da önemli bir ilke ortaya çıkmaktadır.

Temel hakka müdahale niteliğindeki bir idari uygulamada idareye geniş ve sınırları belirsiz bir takdir alanı bırakılamaz. Kanun koyucu, temel çerçeveyi belirlemeli; idarenin uygulama yetkisinin sınırları ve kullanılma şartları öngörülebilir olmalıdır.

Bu yönüyle karar, klasik anlamda bir “kanunilik–idarenin takdir yetkisi” ilişkisi bakımından da önem taşımaktadır.

İdarenin teknik altyapıyı işletmesi veya ceza infaz kurumunun günlük işleyişini düzenlemesi, temel hakka müdahalenin esaslarını belirleme yetkisine sahip olduğu anlamına gelmez.


VII. Mahremiyetin Korunması ile Ceza İnfaz Güvenliği Arasındaki Denge

Karar, ceza infaz kurumlarında telefon görüşmelerinin hiçbir şekilde denetlenemeyeceği sonucunu doğurmamaktadır.

Nitekim 5275 sayılı Kanun'da telefon görüşmelerinin idarece dinlenmesi ve kaydedilmesine ilişkin açık bir düzenleme bulunmaktadır.

AYM'nin müdahalenin varlığına ilişkin yaklaşımı da bunu göstermektedir. Mahkeme, hükümlülerin dış dünya ile iletişiminin ve aile ilişkilerinin korunması bakımından mahremiyet beklentisinin bulunduğunu kabul etmekle birlikte, infaz rejiminin kendine özgü şartları içerisinde bu iletişimin denetlenebileceği fikrini kategorik olarak reddetmemiştir.

Anayasal sorun, denetimin varlığından ziyade denetimin hukuki çerçevesidir.

Bu ayrım önemlidir. Zira güvenlik gerekçesiyle temel haklara müdahale edilebilmesi, idareye sınırsız bir kayıt ve veri işleme yetkisi tanınması anlamına gelmez. Müdahalenin amacı ile kapsamı arasında bağlantı kurulmalı ve kişinin keyfî uygulamalara karşı korunmasını sağlayacak hukuki güvenceler oluşturulmalıdır.


VIII. Kararın İdare Hukuku Bakımından Önemi

Kararın doğrudan konusu bir ceza infaz kurumu uygulaması olmakla birlikte, AYM'nin ortaya koyduğu ilkeler idarenin kişisel veri işlediği diğer alanlar bakımından da önem taşımaktadır.

Özellikle “kanunda yetki verilmiş olması” ile “kanunun yeterli anayasal güvence sağlaması” arasındaki ayrım, idarenin temel haklara müdahale ettiği çok sayıda alanda gündeme gelebilecek niteliktedir.

İdarenin bir işlemi açık bir kanun hükmüne dayandırması tek başına yeterli olmayabilir. Eğer kanun, müdahalenin kapsamını, sınırlarını, süresini, veri kullanımını veya ilgili kişilerin hukuki güvencelerini belirlemiyor ve bu konularda idareye geniş ve belirsiz bir alan bırakıyorsa, Anayasa'nın 13. maddesi anlamında kanunilik sorunu ortaya çıkabilir.

Bu nedenle karar, özellikle kişisel verilerin idare tarafından işlenmesi, elektronik kayıt sistemleri, güvenlik kameraları, dijital izleme sistemleri ve kamu kurumlarının veri tabanları bakımından takip edilmesi gereken bir anayasal ilke ortaya koymaktadır.


Sonuç

Anayasa Mahkemesinin Nasuh Sert kararında ulaştığı sonuç, ceza infaz kurumlarında telefon görüşmelerinin dinlenmesi ve kaydedilmesinin mutlak olarak yasaklanması değildir.

Mahkeme, 5275 sayılı Kanun ve İnfaz Yönetmeliği kapsamında


telefon görüşmelerinin dinlenmesi ve kaydedilmesine ilişkin bir düzenleme bulunduğunu kabul etmiş; ancak bu düzenlemenin kayıtların kapsamı, muhafaza süresi, erişim, kullanım, paylaşım, imha ve veri güvenliği bakımından yeterli ve ayrıntılı güvenceler içermediği sonucuna ulaşmıştır. Bu nedenle müdahalenin kanunilik şartını karşılamadığına ve Anayasa'nın 20. ve 22. maddelerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Kanaatimizce kararın temel önemi de burada ortaya çıkmaktadır. Anayasa Mahkemesi, kanunilik ilkesini şekli bir “kanunda düzenlenmiş olma” şartının ötesine taşıyarak, temel hakka müdahalenin sınırlarını ve idarenin yetkisinin kullanım biçimini belirleyen maddi güvencelerin varlığını da aramaktadır.

Bu yaklaşım, özellikle kişisel verilerin yoğun biçimde işlendiği dijital kamu yönetimi döneminde önem taşımaktadır. İdarenin teknik imkânlarının genişlemesi, temel haklara müdahalenin hukuki sınırlarının da aynı ölçüde belirginleştirilmesini gerekli kılmaktadır.

Kararın bir başka önemli sonucu ise ceza infaz kurumunda bulunan kişilerin temel haklarının yalnızca infaz hukukunun teknik kuralları çerçevesinde değil, Anayasa'nın 13., 20. ve 22. maddelerinde öngörülen temel hak güvenceleri çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini bir kez daha ortaya koymasıdır.

AYM, ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması amacıyla yeniden yargılama yapılmasına ve başvurucuya net 50.000 TL manevi tazminat ödenmesine de karar vermiştir. Karar bu yönüyle yalnızca ihlal tespiti yapmakla kalmamış, ihlalin giderilmesine yönelik bireysel başvuru mekanizmasının sonuçlarını da ortaya koymuştur.

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page