top of page

İdari Yargıda Mahkemeye Erişim Hakkı ve Aşırı Şekilcilik: Danıştay 6. ve 13. Daire Kararlarının Birlikte Değerlendirilmesi

15 saat önce
6 dakikada okunur

Anahtar Kelimeler: Mahkemeye Erişim Hakkı, Adil Yargılanma Hakkı, Aşırı Şekilcilik, Dilekçe Ret, İYUK m.3, İYUK m.15, Resen Araştırma İlkesi, Davayı Aydınlatma, İmar Planı, İhale, AİHS m.6, Anayasa m.36


İlgili Danıştay Kararları:

  • Danıştay 6. Daire, E.2023/1686, K.2024/867, 14.02.2024

  • Danıştay 13. Daire, E.2024/2870, K.2024/4395, 01.11.2024


Giriş

İdari yargıda dava dilekçesinin kanunda öngörülen şartlara uygun hazırlanması, yargılamanın sağlıklı yürütülmesi bakımından zorunludur. Bununla birlikte usul kuralları, kişilerin mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak şekilde uygulanamaz.


Danıştay 6. Dairesinin E.2023/1686, K.2024/867 sayılı kararı ile Danıştay 13. Dairesinin E.2024/2870, K.2024/4395 sayılı kararı, farklı uyuşmazlık alanlarında verilmiş olmakla birlikte aynı temel soruna odaklanmaktadır: Davacının gerçek iradesi dosyanın bütününden anlaşılabiliyorsa, yalnızca dava dilekçesindeki şekli eksiklikler nedeniyle uyuşmazlığın esasının incelenmesinden kaçınılabilir mi?


Her iki Daire de bu soruya, Anayasa'nın 36. maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkı ışığında, kural olarak hayır cevabını vermektedir.


I. İYUK'ta Dilekçe Düzeni ve Dilekçenin Reddi

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 3. maddesi uyarınca dava dilekçesinde davanın konu ve sebepleri ile dayandığı delillerin gösterilmesi ve dava konusu işlemin belirlenebilir olması gerekir.


Kanun'un 14. maddesinin üçüncü fıkrasının (g) bendi uyarınca dilekçelerin 3. ve 5. maddelere uygun olup olmadığı ilk inceleme aşamasında değerlendirilir. İYUK m.15 kapsamında ise gerekli şartları taşımayan dilekçenin otuz gün içinde yenilenmek üzere reddedilmesi mümkündür.


Aynı yanlışlığın tekrarlanması hâlinde ise 15. maddenin 5. fıkrası uygulanmaktadır:

"1'inci fıkranın (d) bendine göre dilekçenin reddedilmesi üzerine, yeniden verilen dilekçelerde aynı yanlışlıklar yapıldığı takdirde dava reddedilir."

Bu hüküm, usul ekonomisi ve yargılamanın düzenli yürütülmesi açısından meşru bir amaca hizmet etmektedir. Ancak bu yetkinin kullanılması, Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan mahkemeye erişim hakkıyla uyumlu olmalıdır.


II. Danıştay 6. Dairesinin Kararı: İmar Planının Gerçek Dava Konusunun Belirlenmesi

Danıştay 6. Dairesinin incelediği uyuşmazlıkta davacılar, Üsküdar Bahçelievler Mahallesi'ndeki bir taşınmazın imar planında anaokulu alanı olarak düzenlenmesine karşı çıkmışlardır. Ancak ilk dava dilekçesinde dava konusu işlem açık biçimde tanımlanmamış ve taşınmaz üzerindeki "okul kaydının kaldırılması" şeklinde bir ifade kullanılmıştır.


İdare Mahkemesi, dilekçenin iki kez yenilenmesine rağmen aynı eksikliklerin devam ettiğini belirterek İYUK m.15/5 uyarınca davayı reddetmiş; Bölge İdare Mahkemesi de bu kararı onamıştır.


Danıştay ise dosyanın bütününü incelemiştir. İlk dilekçeler, mahkemenin ara kararına verilen cevaplar, imar durum belgesi ve diğer belgeler birlikte değerlendirildiğinde davacıların gerçek amacının, taşınmazın imar planında anaokulu alanı olarak belirlenmesine ilişkin plan kararının iptali olduğunun anlaşılabildiğini tespit etmiştir.


Bu nedenle mahkemenin yapması gereken, davanın gerçek konusunu belirledikten sonra diğer usul şartlarını incelemek ve şartların bulunması hâlinde işin esasına girmektir.


III. Danıştay 13. Dairesinin Kararı: İhale İşleminin Belirlenmesi

Danıştay 13. Dairesinin kararı ise aynı problemin kamu ihale hukukundaki görünümünü ortaya koymaktadır.


Malatya Arapgir Hükümet Konağı'nın şehir merkezinden yaklaşık iki kilometre uzakta bulunan Mehmet Akif Mahallesi, Tekke mevkiine yapılması için gerçekleştirilen ihalenin iptali amacıyla dava açılmıştır.


Mahkeme, dava dilekçelerinde işlemin tarih ve sayısının açıkça belirtilmemesi ve davacının "ihalenin iptali" ile hükümet konağının eski yerine yapılmasını istemesini birbirinden ayırmaması gerekçeleriyle üç kez dilekçe ret kararı vermiştir. Son yenileme dilekçesinde de benzer ifadeler kullanılması üzerine İYUK m.15/5 uyarınca dava reddedilmiştir.


  1. Daire ise davacının dilekçelerinde dava sebebini oluşturan vakıaları ve ihalenin iptali yönündeki talep sonucunu esas itibarıyla ortaya koyduğunu kabul etmiştir.


Üstelik ihale, davacıya tebliğ edilecek subjektif bir işlem değildir. Davacının işlemin tarih ve sayısını veya işlemi hangi idari birimin hangi usulle tesis ettiğini bilmesinin mümkün olmadığı, ayrıca bu bilgilerin idareden istenmesine rağmen davacıya verilmediği belirlenmiştir.


Daire bu nedenle, mahkemenin kendi resen araştırma yetkisini kullanarak dava konusu ihaleyi belirlemesinin mümkün olduğu sonucuna ulaşmıştır.


IV. AİHM İçtihadı: Usul Kuralları Mahkemeye Erişimin Önüne Geçemez

Her iki kararın ortak anayasal ve uluslararası hukuk zemini, AİHS m.6/1'de güvence altına alınan adil yargılanma hakkıdır.


AİHM'in Mesutoğlu/Türkiye, B. No: 36533/04, 14.10.2008, §21 kararında ortaya koyduğu ilkeye göre mahkemeye erişim hakkı mutlak değildir. Devletler dava açma şartları öngörebilir. Ancak bu sınırlamalar hakkın özünü ortadan kaldırmamalı; meşru bir amaç taşımaları ve kullanılan araç ile amaç arasında makul bir orantı bulunması gerekir.


AİHM ayrıca mahkemelerin bir taraftan aşırı şekilcilikten, diğer taraftan usul kurallarını anlamsızlaştıracak aşırı gevşeklikten kaçınmaları gerektiğini kabul etmektedir. Danıştay 6. Dairesi bu yaklaşımı doğrudan kararına aktarmıştır.


  1. Daire ise aynı ilkeye ek olarak Dattel/Lüksemburg (2), B. No: 18522/06, 30.07.2009, §44 kararına atıf yapmıştır. AİHM burada, dilekçede mutlak açıklık bulunmasa bile ulusal mahkemelerin, başvurucunun iddialarının esasını anlayabilmek için gerekli araştırmayı yapmaları gerektiğini vurgulamaktadır.


Bu içtihatlar bakımından temel ölçüt, dilekçenin kusursuz olup olmadığı değil, uyuşmazlığın mahkeme tarafından makul bir çabayla belirlenebilir olup olmadığıdır.


V. Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı

Danıştay 13. Dairesi, AİHM içtihadının yanında Anayasa Mahkemesinin mahkemeye erişim hakkına ilişkin kararlarına da açıkça dayanmıştır.

Anayasa'nın 36. maddesi:

"Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir."

şeklindedir.


AYM'nin Selin Mirkelam Başvurusu, B. No: 2013/7472, 07.01.2016, §41 kararında, mahkemeye erişim hakkının temel olarak uyuşmazlığın mahkeme önüne taşınabilmesini ve uyuşmazlığın etkili biçimde karara bağlanmasını isteme hakkını içerdiği; mahkemeye ulaşmayı aşırı derecede zorlaştıran veya imkânsız hâle getiren uygulamaların bu hakkı ihlal edebileceği belirtilmiştir.


Benzer şekilde Saniye Çolakoğlu Başvurusu, B. No: 2014/5702, 12.07.2016, §25 kararında, usul kurallarının hukuki güvenlik ve yargılamanın düzgün yürütülmesi yerine kişilerin davalarının yetkili mahkeme tarafından görülmesinin önünde bir engel hâline gelmesi durumunda mahkemeye erişim hakkının ihlal edilebileceği kabul edilmiştir.


Dolayısıyla hem AİHM hem AYM bakımından usul kuralının varlığı tek başına yeterli değildir. Usul kuralının somut olayda nasıl uygulandığı ve bunun mahkemeye erişim hakkı üzerindeki etkisi ayrıca değerlendirilmelidir.


VI. Doktrin: Dava Dilekçesinin Bütün Olarak Değerlendirilmesi

Danıştay 13. Dairesinin kararını özellikle değerli kılan bir diğer husus, doktrine açık biçimde başvurmasıdır.


Daire, Baki Kuru'nun Hukuk Muhakemeleri Usulü adlı eserine atıf yaparak, dava sebebinin davacının davasını dayandırdığı vakıalar olduğunu; talep sonucunun yeterince açık olmaması hâlinde, dilekçenin diğer bölümlerindeki açıklamalar dikkate alınarak davacının gerçekte neyin hüküm altına alınmasını istediğinin belirlenmesi gerektiğini belirtmiştir.


Daire ayrıca Kamile Türkoğlu Üstün'ün İdari Yargılama Usulüne Hâkim Olan İlkeler adlı eserine dayanarak, idari yargılamada davacının dava konusunu, mahkemenin hukuki nitelendirme yapmasına yetecek ölçüde kişiselleştirmesinin yeterli olduğunu; idari yargı yerinin dava konusu sınırları içerisinde resen araştırma yetkisini kullanabileceğini ifade etmektedir.


Bu yaklaşım idari yargılamanın kendine özgü yapısıyla da uyumludur. Zira idari yargıda resen araştırma ilkesi, hâkimin yalnızca tarafların ileri sürdüğü maddi ve hukuki malzemeyle bağlı olmaması sonucunu doğurmaktadır.


Ancak resen araştırma ilkesi, hâkime davacının yerine geçerek yeni bir dava konusu yaratma yetkisi vermez. Sınır, davacının ileri sürdüğü dava sebebi ve talep iradesidir.

Dolayısıyla doğru formül şudur:


Mahkeme davacının yerine geçemez; fakat davacının açıkça ortaya koyduğu iradeyi şekli hatalar nedeniyle yok saymak da zorunda değildir.


VII. İki Kararın Birlikte Değerlendirilmesi

İki karar arasındaki benzerlik dikkat çekicidir.

Danıştay 6. Dairesi imar planında hangi işlemin dava edildiğini, Danıştay 13. Dairesi ise hangi ihale işleminin dava edildiğini belirlemek zorunda kalmıştır.

Her iki olayda da ilk derece mahkemeleri, dilekçelerdeki şekli eksiklikleri merkeze alarak davaların esasına girmemiştir.


Buna karşılık Danıştaylar, dosyanın tamamına bakarak davacının gerçek iradesini tespit etmiş ve uyuşmazlığın esasının incelenmesini tercih etmiştir.

Özellikle 13. Dairenin kararında bu yaklaşım daha sistematik bir biçimde ortaya konulmuştur:

  1. Öncelikle İYUK m.3'ün amacı ve dava dilekçesinden beklenen açıklık belirlenmiştir.

  2. Davacının dava sebebi ve talep sonucu incelenmiştir.

  3. Dava konusu işlemin niteliğinin subjektif olmadığı tespit edilmiştir.

  4. Davacının işlem tarih ve sayısına ulaşmasının mümkün olup olmadığı araştırılmıştır.

  5. Mahkemenin resen araştırma ve davayı aydınlatma yetkisinin bulunduğu belirtilmiştir.

  6. Son olarak İYUK m.15/5'in uygulanmasının somut olayda mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak ölçüde ağır bir sonuç doğurduğu kabul edilmiştir.

Bu sistematik, usul kurallarının amaçsal ve hak eksenli yorumlanması gerektiğini göstermektedir.


VIII. Aşırı Şekilcilik ile Usul Disiplini Arasındaki Sınır

Bu kararlar, "dilekçedeki eksikliklerin hiçbir önemi yoktur" şeklinde anlaşılmamalıdır.

Dava konusu işlemin belirlenememesi, davacının hangi hukuki korumayı istediğinin anlaşılamaması veya idarenin savunma hakkının ciddi biçimde zedelenmesi hâlinde mahkemenin dilekçenin usulüne uygun hâle getirilmesini istemesi son derece doğaldır.


Sorun, eksikliğin giderilebilir olmasına rağmen mahkemenin bunu bizzat araştırabileceği veya açıklığa kavuşturabileceği bir durumda davayı doğrudan sona erdirmesidir.


  1. Daireye göre somut olayda davacının ihale işleminin iptalini istediği, ileri sürülen vakıalardan anlaşılmaktadır. İşlemin tarih ve sayısının davacıya tebliğ edilmemiş olması ve idarenin bilgi taleplerine cevap vermemesi de dikkate alındığında, bu bilginin davacıdan ısrarla istenmesi mahkemeye erişim hakkını ortadan kaldıracak şekilde usul kurallarının katı uygulanması sonucunu doğurmuştur.

Kanaatimizce bu tespit isabetlidir.


Çünkü usul hukukunun amacı, yargısal denetimi mümkün kılmak ve yargılamayı düzenlemek olmalıdır. Usul kuralının uygulanması sonucunda, hukuka aykırı olduğu ileri sürülen bir idari işlemin hiçbir şekilde yargısal denetime tabi tutulamaması ise usul kuralının araç olmaktan çıkıp amaca dönüşmesi anlamına gelir.


Sonuç

Danıştay 6. Dairesinin E.2023/1686, K.2024/867 ve Danıştay 13. Dairesinin E.2024/2870, K.2024/4395 sayılı kararları birlikte değerlendirildiğinde, idari yargıda mahkemeye erişim hakkının usul kurallarının yorumunda belirleyici bir anayasal ve uluslararası hukuk ölçütü hâline geldiği görülmektedir.


Her iki karar da İYUK m.3 ve m.15'teki şekli şartların önemini reddetmemekte; ancak bu şartların uygulanmasının somut olayda ölçülü olup olmadığının ayrıca değerlendirilmesi gerektiğini kabul etmektedir.


AİHM'in Mesutoğlu/Türkiye ve Dattel/Lüksemburg (2) kararları ile AYM'nin Selin Mirkelam ve Saniye Çolakoğlu kararları, bu yaklaşımın yalnızca Danıştayın yorumundan ibaret olmadığını; mahkemeye erişim hakkının ortak bir anayasal ve uluslararası hukuk standardına dayandığını göstermektedir.


Doktrindeki görüşler de aynı yöndedir: Dava dilekçesi yalnızca talep sonucundaki tek bir cümleye bakılarak değil, bütün olarak değerlendirilmelidir. Davacının dava sebebinden ve dilekçenin diğer bölümlerinden neyi talep ettiği anlaşılabiliyorsa, mahkemenin bu iradeyi hukuki anlamına kavuşturması mümkündür.


Sonuç olarak, İYUK m.15/5'in uygulanması otomatik bir yaptırım mekanizması olarak görülmemelidir. Aynı hatanın tekrar edilmesi, tek başına davanın reddi için yeterli olmayıp, öncelikle bu hatanın gerçekten davanın görülmesine engel olup olmadığı ve davacının gerçek talebinin dosyanın bütünü üzerinden belirlenip belirlenemediği değerlendirilmelidir.


Bu iki kararın ortaya koyduğu temel ilke şu şekilde özetlenebilir:

Usul kuralları yargılamanın düzenini sağlamalıdır; ancak davacının açıkça anlaşılabilen iradesi karşısında, uyuşmazlığın esasının incelenmesini imkânsızlaştıran bir şekilciliğe dönüşmemelidir.


Bu yaklaşım, idari yargının temel fonksiyonu olan idarenin hukuka uygunluğunun etkili biçimde denetlenmesi bakımından da özel önem taşımaktadır.

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page