İhalelerde Yoksun Kalınan Kârın Tazmini: Danıştay 13. Dairesinin Yaklaşımı

Anahtar Kelimeler: Kamu İhale Hukuku, Yoksun Kalınan Kâr, Kâr Kaybı, Hizmet Kusuru, İdarenin Sorumluluğu, Tam Yargı Davası, Yargı Kararının Uygulanması, Danıştay 13. Dairesi
İlgili Kararlar:
Danıştay 13. Dairesi, E.2024/3051, K.2025/95, 09.01.2025
AYM, Kaçmaz Danışmanlık Reklam Organizasyon Tekstil Otomotiv ve Turizm Sanayi ve Ticaret Ltd. Şti., B. No: 2019/39236, 11.01.2023
Danıştay 13. Dairesi, E.2016/4304, K.2021/5438, 29.12.2021
1. Giriş
Kamu ihale sürecinde idarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle bir isteklinin ihaleden dışlanması, yalnızca ihale sürecine ilişkin hukuki bir uyuşmazlık doğurmaz. Hukuka aykırı işlem nedeniyle isteklinin elde edebileceği ekonomik menfaatten mahrum kalması hâlinde, idarenin tazmin sorumluluğu da gündeme gelebilir.
Bu noktada en önemli sorunlardan biri, ihale sonucunda elde edilmesi beklenen kazancın “yoksun kalınan kâr” olarak tazmin edilip edilemeyeceğidir.
Danıştay 13. Dairesinin 09.01.2025 tarihli kararı, bu konuda önceki daha dar yaklaşımın sınırlarını tartışması ve Anayasa Mahkemesinin konuya ilişkin değerlendirmelerini dikkate alması bakımından önem taşımaktadır.
2. Yoksun Kalınan Kâr ve İdarenin Sorumluluğu
2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu'nun 2. maddesinde tam yargı davaları, idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan davalar olarak düzenlenmiştir. Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca da idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür.
İdarenin hukuka aykırı işlem veya eylemi nedeniyle zarara uğrayan kişinin tazminat talebinde bulunabilmesi için, idari faaliyet, zarar ve bu faaliyet ile zarar arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir.
Zarar kavramı ise yalnızca kişinin mevcut malvarlığında meydana gelen eksilmeyle sınırlı değildir. Danıştay 13. Dairesinin kararında da ifade edildiği üzere, zarar; fiili zararın yanında yoksun kalınan kârı, yani malvarlığındaki beklenen artışın gerçekleşmesinin engellenmesini de kapsayabilir.
Dolayısıyla, kamu ihalesinde hukuka aykırı bir işlem nedeniyle sözleşme imkânından mahrum kalan isteklinin hiçbir koşulda kâr kaybı talep edemeyeceği şeklinde kategorik bir yaklaşım isabetli değildir.
3. Anayasa Mahkemesinin Yaklaşımı
Danıştay 13. Dairesinin inceleme konusu kararında özellikle Kaçmaz Danışmanlık kararına yer verilmesi önemlidir.
Anayasa Mahkemesi, yargı kararının aynen uygulanmasının hukuken veya fiilen mümkün olmadığı durumlarda dahi idarenin kararın sonuçlarını etkili biçimde gidermek için alternatif bir çözüm geliştirme yükümlülüğünün devam ettiğini belirtmiştir. Ayrıca maddi zarar kavramının yalnızca mevcut malvarlığındaki eksilmeyle sınırlandırılmasının aşırı bir külfet doğurabileceğini vurgulamıştır.
Bu yaklaşım, özellikle kamu ihalelerinde önemlidir. Zira ihale sürecinde hukuka aykırı bir işlem sonradan iptal edilmiş olsa bile, aradan geçen süre veya işin niteliği nedeniyle eski durumun aynen tesis edilmesi her zaman mümkün olmayabilir. Böyle bir durumda, yalnızca “sözleşme hiç imzalanmadı” denilerek ekonomik zararın varlığının peşinen reddedilmesi, yargı kararının etkili biçimde uygulanması ve gerçek zararın giderilmesi ilkeleriyle bağdaşmayabilir.
4. Danıştay 13. Dairesinin Kararı
İncelenen uyuşmazlıkta davacı şirket, Avcılar Belediyesince gerçekleştirilen katı ve tıbbi atıkların toplanması ile kent temizliği hizmet alımı ihalesine katılmış; ancak sosyal güvenlik prim borcu bulunduğu gerekçesiyle teklifi değerlendirme dışı bırakılmıştır.
Daha sonra bu işlemin hukuka aykırı olduğu Danıştay 13. Dairesinin 26.05.2015 tarihli kararıyla tespit edilmiş ve Kamu İhale Kurulu tarafından düzeltici işlem belirlenmiştir.
İlk derece mahkemesi, idarenin hatalı işlemi nedeniyle davacının ihaleye katılamadığını ve hizmet kusurunun bulunduğunu kabul ederek bilirkişi incelemesi sonucunda 2.293.849,81 TL yoksun kalınan kârın tazminine karar vermiştir.
Bölge İdare Mahkemesi ise söz konusu kâr kaybını farazi ve muhtemel kabul ederek tazminat talebini reddetmiştir.
Danıştay 13. Dairesi ise sonuç itibarıyla bu ret kararını onamıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, Dairenin yoksun kalınan kârın ilke olarak tazmin edilemeyeceğini söylememiş olmasıdır.
Nitekim kararın açık ifadesiyle, idarenin tazmin yükümlülüğünün şartları oluştuğu takdirde mahrum kalınan kârın ödenmesi gerekmektedir.
5. İhalelerde Yoksun Kalınan Kârın Tazmininde Temel Ölçüt
Kararın asıl önemi burada ortaya çıkmaktadır.
Yoksun kalınan kârın tazmin edilebilmesi bakımından öncelikle, ihale sürecindeki hukuka aykırı işlem ile ileri sürülen kâr kaybı arasında uygun illiyet bağının bulunması gerekir. Bunun yanında elde edilmesi beklenen kazancın tamamen varsayımsal olmaması, somut olayın özellikleri ve objektif veriler üzerinden makul biçimde hesaplanabilir olması gerekir.
Nitekim Danıştay 13. Dairesi, yoksun kalınan kârın hesaplanmasındaki güçlüğün, bu zararın kategorik olarak yok sayılmasını gerektirmediğini; 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 50. maddesinde de zarar miktarının tam olarak ispatlanamadığı durumlarda olayların olağan akışı ve zarar görenin aldığı önlemler dikkate alınarak hâkime hakkaniyete uygun belirleme imkânı tanındığını belirtmiştir.
Bu nedenle kamu ihalelerinde değerlendirme yapılırken “ihale kazanılamadığı için kâr kesin değildir” şeklindeki tek başına bir gerekçenin yeterli olmadığı; ihalenin özellikleri, teklifin durumu, sözleşmenin imzalanma ihtimali, işin gerçekleştirilme koşulları, isteklinin mali verileri ve benzer işlerden elde edilen kârlılık oranları gibi somut verilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiği söylenebilir.
6. Somut Olayda Neden Tazminat Ödenmedi?
İncelenen kararda ise farklı bir durum söz konusudur. Yargı kararı üzerine ihale süreci yeniden başlatılmış ve davacı şirketten teklif geçerlilik süresini uzatması istenmiştir. Şirket önce teklifini uzatacağını bildirmiş, ancak daha sonra döviz kurlarındaki artış ve maliyetlerin yükselmesi nedeniyle teklifini uzatmayacağını açıkça beyan etmiştir.
Danıştay 13. Dairesi bu hususu belirleyici kabul etmiştir. Şirket, sözleşmenin kendisi açısından zarar doğuracağını düşünerek bilerek ve isteyerek teklifinin geçerlilik süresini uzatmaktan vazgeçmiştir. Bu nedenle sonucun idareye yüklenemeyeceği ve şirketin zararı ile idarenin fiilleri arasındaki illiyet bağının ortadan kalktığı sonucuna ulaşılmıştır.
Dolayısıyla kararın, “ihalelerde yoksun kalınan kâr tazmin edilmez” şeklinde okunması doğru değildir. Aksine karar, yoksun kalınan kârın prensip olarak tazmin edilebilir bir zarar olduğunu; ancak somut olayda illiyet bağının davacının kendi iradi davranışı nedeniyle kesildiğini ortaya koymaktadır.
7. Sonuç
Kamu ihale süreçlerinde idarenin hukuka aykırı işlem veya eylemi nedeniyle isteklinin sözleşme imkânından mahrum kalması, şartları oluştuğunda yoksun kalınan kârın tazmini sonucunu doğurabilir.
Burada esas olan, kâr kaybının “muhtemel” olması değil, salt varsayımsal ve spekülatif nitelikte bulunup bulunmadığıdır. İhale sonucunda sözleşmenin imzalanması yönünde güçlü ve somut bir olasılık bulunuyor ve elde edilecek kâr objektif verilerle hesaplanabiliyorsa, sırf kârın gelecekte elde edilecek olması nedeniyle tazminat talebinin kategorik olarak reddedilmesi mümkün değildir.
Bununla birlikte somut olayda olduğu gibi, hukuka aykırılığın giderilmesi için gerekli süreç yeniden işletildiği hâlde isteklinin kendi iradesiyle teklifini geri çekmesi durumunda, meydana gelen kâr kaybının idareye yükletilebilmesi mümkün olmayacaktır.
Bu yönüyle Danıştay 13. Dairesinin kararı, yoksun kalınan kârın tazmin edilebilirliğini kabul etmekle birlikte, tazminat için somut zarar ve uygun illiyet bağının varlığını arayan dengeli bir yaklaşım ortaya koymaktadır.



