Memuriyetten Çıkarma Cezasının İptali Sonrasında Parasal Haklar: Son Savunma Hakkının İhlali ve Tazmin Sorumluluğu

Anahtar Kelimeler: Devlet Memurluğundan Çıkarma, Son Savunma Hakkı, Disiplin Cezası, Savunma Hakkı, Parasal Hak, Disiplin Hukuku, İdarenin Sorumluluğu, 657 Sayılı Kanun, Anayasa m.129, Tam Yargı
İlgili Danıştay Kararı:
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2024/454, K.2024/2814, 13.11.2024
Giriş
Disiplin yaptırımları içerisinde devlet memurluğundan çıkarma cezası, kamu görevlisinin mevcut statüsünü sona erdirmesi ve buna bağlı olarak mali ve mesleki hakları üzerinde doğrudan sonuç doğurması nedeniyle özel bir ağırlığa sahiptir. Bu yaptırımın uygulanmasında kanun koyucu tarafından öngörülen usul güvencelerinin, yaptırımın niteliğiyle orantılı olarak daha kapsamlı düzenlenmiş olması da bu durumun doğal sonucudur.
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2024/454, K.2024/2814 sayılı kararı, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 129. maddesinde düzenlenen son savunma hakkının memuriyetten çıkarma cezası bakımından taşıdığı hukuki değerin yanı sıra, bu hakkın ihlali nedeniyle iptal edilen işlemden kaynaklanan parasal sonuçların hangi ölçüde giderileceği sorununu da ele almaktadır.
Uyuşmazlığın dikkat çekici yönü, disiplin işleminin son savunma hakkı tanınmaksızın tesis edilmiş olması konusunda bir tereddüt bulunmamasına rağmen, iptal kararının davacıya geçmiş döneme ilişkin parasal hakların ödenmesini gerektirip gerektirmediği noktasında ortaya çıkmaktadır.
I. Devlet Memurluğundan Çıkarma Cezasında Son Savunma Hakkının Hukuki Niteliği
Anayasa'nın 129. maddesinin ikinci fıkrasında, memurlar ve diğer kamu görevlileri ile kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları ve bunların üst kuruluşları mensuplarına savunma hakkı tanınmadıkça disiplin cezası verilemeyeceği hükme bağlanmıştır. Bu anayasal güvencenin, 657 sayılı Kanun'da disiplin cezasının niteliğine göre somutlaştırıldığı görülmektedir.
Devlet memurluğundan çıkarma bakımından 657 sayılı Kanun'un 129. maddesi, diğer disiplin cezalarından farklı olarak, ilgiliye soruşturmayla ilgili evrakı inceleme ve vekili aracılığıyla sözlü savunma yapma imkânını da içeren özel bir savunma güvencesi tanımaktadır. Danıştay 12. Dairesi de bu düzenlemelerden hareketle, memurluktan çıkarma cezasının verilebilmesi için ilgilinin isnatları, bunların dayandığı delilleri ve hukuki nitelendirmeyi öğrenerek etkili biçimde savunma yapabilmesinin zorunlu olduğunu kabul etmiştir.
Bu nedenle son savunma hakkının kullanılmaması, yalnızca işlemin şekline ilişkin tali bir eksiklik olarak değerlendirilemez. Anayasa'nın açık hükmü karşısında söz konusu usul güvencesi, disiplin yaptırımının hukuka uygunluğunun asli unsurlarından biridir.
Nitekim somut olayda Yüksek Disiplin Kurulunca 657 sayılı Kanun'un 129. maddesi uyarınca son savunması alınmaksızın memuriyetten çıkarma cezası tesis edilmesi, işlemin hukuka aykırılığı sonucunu doğurmuştur.
II. İptal Kararının Parasal Haklar Bakımından Sonucu
Uyuşmazlığın asıl hukuki problemi, hukuka aykırılığı saptanan memuriyetten çıkarma işleminin iptalinin, işlem nedeniyle yoksun kalınan parasal hakların da tazminini gerektirip gerektirmediğidir.
Danıştay 12. Dairesi, disiplin işleminin son savunma hakkı tanınmadan tesis edilmesi nedeniyle hukuka aykırı olduğunu kabul etmekle birlikte, iptal kararının davacının doğrudan görevine başlatılması sonucunu doğurmayacağı gerekçesiyle parasal hakların henüz kesinleşmiş bir kayıp olarak nitelendirilemeyeceği sonucuna ulaşmıştır. Daireye göre idare, iptal kararından sonra ilgilinin son savunmasını alarak yeniden değerlendirme yapabilecek ve bu nedenle tazminat isteminin bu aşamada kabulü mümkün olmayacaktır.
Bölge İdare Mahkemesi ise bu gerekçeye katılmamış ve parasal hakların ödenmesine ilişkin ilk derece mahkemesi kararında hukuka aykırılık bulunmadığı gerekçesiyle önceki kararında ısrar etmiştir. İDDK da nihayetinde bu yaklaşımı benimsemiş ve ısrar kararını onamıştır.
Kanaatimizce Kurulun yaklaşımı, hukuka aykırı idari işlemin doğurduğu sonuçların giderilmesi bakımından daha isabetlidir.
Zira idarenin ileride yeniden işlem tesis edebilme ihtimali ile hukuka aykırı işlemin yürürlükte kaldığı dönemde meydana gelen fiili ve mali sonuçların giderilmesi birbirinden farklı hukuki sorunlardır. İptal edilen işlemin gelecekte yeniden tesis edilebilmesi, geçmişte hukuka aykırı işlem nedeniyle ortaya çıkan zararın mevcut olmadığı sonucunu doğurmaz.
III. Yeniden İşlem Tesis Edilebilmesi, Geçmişteki Parasal Kaybı Ortadan Kaldırmaz
Danıştay 12. Dairesinin yaklaşımının temelinde, idarenin son savunma hakkını kullandırmak suretiyle yeniden disiplin işlemi tesis edebileceği düşüncesi bulunmaktadır. Ancak bu hususun, önceki hukuka aykırı işlemin doğurduğu mali sonuçların tazmini bakımından belirleyici kabul edilmesi kanaatimizce isabetli değildir.
İptal edilen işlem, tesis edildiği andan itibaren hukuka aykırı bir idari işlem niteliğindedir. Somut olayda hukuka aykırılık, idarenin takdir yetkisinin nasıl kullanıldığına değil, Anayasa ve kanun tarafından güvence altına alınmış son savunma hakkının kullandırılmamış olmasına dayanmaktadır.
Bu durumda davacının, hukuka aykırı işlem nedeniyle memuriyet statüsünden ve buna bağlı mali haklardan mahrum bırakıldığı dönem bakımından ortaya çıkan kaybın, daha sonra tesis edilebilecek muhtemel bir disiplin işleminin varlığına bağlanması, iptal kararının etkili sonuç doğurması bakımından sorunludur.
İdarenin yeniden işlem tesis etmesi ile önceki işlem nedeniyle doğmuş bulunan zararın tazmini aynı hukuki düzlemde değerlendirilemez. Yeniden tesis edilecek işlemin hukuka uygunluğu ayrıca incelenebileceği gibi, önceki işlemin hukuka aykırılığı nedeniyle ortaya çıkan zarar da ayrıca değerlendirilmelidir.
IV. Hukuka Aykırı İşlemin Doğurduğu Mali Sonuçların Giderilmesi
Anayasa'nın 125. maddesinde idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğu belirtilmiştir. Bu hüküm, idari işlemin hukuka aykırılığının yalnızca işlemin ortadan kaldırılması sonucunu değil, işlem nedeniyle doğan zararın giderilmesini de gündeme getirebileceğini göstermektedir.
Somut olayda davacının parasal hak kaybı, soyut veya muhtemel bir zarar değildir. Memuriyetten çıkarma işlemi nedeniyle kişinin görevinden ve buna bağlı mali haklardan fiilen mahrum kaldığı dönem bulunmaktadır. Bu nedenle zarar ile hukuka aykırı idari işlem arasındaki illiyet bağının ayrıca değerlendirilmesi gerekir.
İDDK'nın 13.11.2024 tarihli kararında ulaştığı sonuç da bu çerçevede değerlendirilmelidir. Kurul, davacının işlem nedeniyle yoksun kaldığı parasal hakların ödenmesine ilişkin kararın hukuka uygun olduğunu kabul ederek davalı idarenin temyiz istemini reddetmiştir.
Burada dikkat edilmesi gereken husus, Kurulun idareye yeniden disiplin cezası verme yetkisi tanıyıp tanımadığı değildir. Uyuşmazlık, hukuka aykırı olduğu yargı kararıyla kesinleşen işlemin geçmişte meydana getirdiği mali sonuçların giderilip giderilmeyeceğine ilişkindir.
V. Son Savunma Hakkının İhlali ve Etkili Yargısal Koruma
Son savunma hakkının anayasal güvence altında bulunmasının anlamı, bu hakkın ihlalinin yalnızca teorik bir usul sakatlığı olarak kalmamasıdır. Aksi hâlde Anayasa'nın 129. maddesinde öngörülen güvence, disiplin işleminin yargısal denetimi bakımından etkisiz bir şekil şartına indirgenmiş olacaktır.
Özellikle memuriyetten çıkarma gibi ağır bir yaptırım söz konusu olduğunda, savunma hakkı kişinin disiplin sürecinin sonucunu etkileyebilmesine yönelik asli bir hukuki imkândır. Danıştayın disiplin hukukundaki yerleşik yaklaşımında da savunma hakkının etkin kullanılabilmesi için isnat edilen fiillerin ve bunların dayandığı hususların ilgiliye açık biçimde bildirilmesi gerektiği kabul edilmektedir.
Bu bakımdan somut olayda savunma hakkının kullandırılmaması nedeniyle işlemin iptal edilmesi, yalnızca idari işlemin gelecekteki sonuçlarını ortadan kaldıran bir karar olarak görülmemelidir. Hukuka aykırı işlem nedeniyle kişi hangi mali sonuçlara maruz kalmışsa, bunların da hukuki çerçevede giderilmesi gerekir.
Sonuç
Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2024/454, K.2024/2814 sayılı kararı, memuriyetten çıkarma cezasında son savunma hakkının taşıdığı anayasal güvenceyi ve bu güvencenin ihlalinin idari işlemin mali sonuçları bakımından doğurduğu sonuçları birlikte değerlendirmesi bakımından önem taşımaktadır.
Kararın isabetli yönü, idarenin iptal kararından sonra yeniden işlem tesis edebilme ihtimali ile önceki hukuka aykırı işlemin doğurduğu zarar arasında ayrım yapmasıdır. İdarenin yeniden işlem tesis edebilmesi, önceki işlemin hukuka aykırılığını ortadan kaldırmadığı gibi, bu işlem nedeniyle kişinin uğradığı parasal kaybın da kendiliğinden ortadan kalkmasını sağlamaz.
Özellikle son savunma hakkı gibi Anayasa tarafından açıkça güvence altına alınmış bir usul hakkının ihlali söz konusu olduğunda, idari yargı denetiminin yalnızca işlemin iptaliyle sınırlı tutulması, hukuka aykırılığın kişide meydana getirdiği fiili sonuçların tamamen giderilmemesine yol açabilecektir.
Bu nedenle İDDK'nın, E.2024/454, K.2024/2814 sayılı kararıyla parasal hakların ödenmesine ilişkin ısrar kararını onaması, savunma hakkının etkinliği, hukuka aykırı idari işlemin sonuçlarının giderilmesi ve etkili yargısal koruma ilkeleri bakımından isabetli bir yaklaşım olarak değerlendirilmelidir.
Bu üslubu bundan sonraki tüm Danıştay karar analizlerinde standart olarak alıyorum. Özellikle senin Just Hukuk için istediğin içerikte metinleri artık “karar özeti” değil, hukuki makale/içtihat değerlendirmesi formunda yazacağım. Web'den eklenen güncel/karşılaştırmalı içtihat varsa onu da metnin hukuki tartışmasına yedireceğim; salt karar metnini tekrar etmeyeceğim.



