top of page

Meskûn Mahal Dışındaki Göletlerde İdarenin Sorumluluğu ve Yaşam Hakkının Korunması: Danıştay İDDK’nın Önemli Kararı

2 saat önce
6 dakikada okunur

Anahtar Kelimeler: Hizmet Kusuru, İdarenin Sorumluluğu, Yaşam Hakkı, Pozitif Yükümlülük, Önleyici Tedbir, Sulama Göleti, Meskûn Mahal, Tam Yargı Davası, Müterafik Kusur, İdare Hukuku, Anayasa m.17, Anayasa m.125, AİHS m.2, Danıştay İDDK


İlgili Danıştay Kararı:

  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2023/1044, K.2024/2809, 13.11.2024


Giriş

İdarenin yürüttüğü kamu hizmetleri nedeniyle kişilerin yaşam ve vücut bütünlüğünün zarar görmesi, idarenin hizmet kusurundan kaynaklanan tazmin sorumluluğunu gündeme getirebilmektedir. Ancak özellikle doğal veya yapay su kaynakları, sulama kanalları ve göletler bakımından idarenin ne ölçüde güvenlik tedbiri almakla yükümlü olduğu her somut olayda ayrıca değerlendirilmesi gereken bir konudur.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2023/1044, K.2024/2809 sayılı ve 13.11.2024 tarihli kararı, bu konuda önemli bir ilke ortaya koymuştur. Kurul, bir sulama göletinde meydana gelen boğulma olayının meskûn mahal dışında gerçekleşmiş olmasının, tek başına idarenin hizmet kusurunu ortadan kaldırmayacağına karar vermiştir.

Kararın temel yaklaşımı, yaşam hakkının korunması bakımından idarenin pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu ve bu yükümlülüklerin meskûn mahal sınırlarının dışında tamamen ortadan kalkmayacağı yönündedir.


1. Uyuşmazlığın Konusu

Uyuşmazlık, 13/09/2017 tarihinde Gaziantep ili Şahinbey ilçesinde bulunan Hacı Aslan Göletinde meydana gelen boğulma olayıyla ilgilidir.

Davacılar yakını olan 14 yaşındaki kişi, arkadaşlarıyla birlikte gölet alanına gitmiş ve serinlemek amacıyla gölete girdiği sırada boğularak hayatını kaybetmiştir. Bunun üzerine yakınları, uğradıkları maddi ve manevi zararların idareler tarafından karşılanması istemiyle tam yargı davası açmıştır.

İlk derece mahkemesi, yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda idarenin sorumluluğunun bulunduğu kanaatine ulaşmış ve maddi ve manevi tazminata hükmetmiştir.

Buna karşılık Gaziantep Bölge İdare Mahkemesi, olay yerinin meskûn mahal dışında bulunmasını ve idarenin yürüttüğü hizmetin teknik özelliklerini esas alarak idareden bu bölgede sıkı güvenlik tedbirleri alınmasının beklenemeyeceği sonucuna ulaşmış ve davayı reddetmiştir.

Danıştay ilgili Daireleri ise bu yaklaşımı bozmuş; ancak Bölge İdare Mahkemesinin direnmesi üzerine uyuşmazlık Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun önüne gelmiştir.


2. Tam Yargı Davalarında İdarenin Sorumluluğunun Temel Çerçevesi

Kurul öncelikle tam yargı davalarının niteliğini ve idarenin sorumluluğunun esaslarını ortaya koymuştur.

Anayasa'nın 125. maddesi uyarınca idare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı karşılamakla yükümlüdür. İYUK'un 2. maddesinin 1. fıkrasının (b) bendinde ise idari eylem ve işlemlerden dolayı kişisel hakları doğrudan muhtel olanlar tarafından açılan tam yargı davaları düzenlenmiştir.

Danıştay İDDK'ya göre idarenin tazmin sorumluluğunun doğabilmesi bakımından öncelikle;

  • ortada bir zarar bulunması,

  • zarar ile idari faaliyet arasında nedensellik bağının bulunması,

  • hizmet kusurunun veya şartları varsa kusursuz sorumluluk nedenlerinin mevcut olması

gerekmektedir.

Hizmet kusuru ise kamu hizmetinin kuruluşunda, düzenlenişinde veya işleyişindeki nesnel nitelikli bozukluk, aksaklık veya boşluk olarak tanımlanmış; hizmetin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi hâllerinin hizmet kusuru oluşturabileceği belirtilmiştir.


3. Yaşam Hakkı İdareye Pozitif Yükümlülükler Yükler

Kararın en önemli yönlerinden biri, idarenin sorumluluğunun yalnızca mevcut bir tehlikeye fiilen müdahale edilmesiyle sınırlı görülmemesidir.

Kurul, Anayasa'nın 17. maddesinde güvence altına alınan yaşam hakkı ile Anayasa'nın 125. maddesindeki idarenin sorumluluğu hükümlerini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 1. ve 2. maddeleriyle birlikte değerlendirmiştir.

Bu kapsamda Anayasa Mahkemesinin Serpil Kerimoğlu ve diğerleri kararına (B. No: 2012/752, 17/09/2013, §50) atıf yapılarak devletin yaşam hakkı bakımından yalnızca negatif değil, aynı zamanda pozitif yükümlülüklerinin bulunduğu kabul edilmiştir.

Benzer şekilde AİHM'nin L.C.B./Birleşik Krallık kararına (B. No: 23413/94, 09/06/1998, §36) atıf yapılmış ve devletlerin kendi yetki alanlarında bulunan kişilerin yaşamlarını korumak için gerekli tedbirleri alma yükümlülüğüne dikkat çekilmiştir.

Bu yaklaşım, idarenin sorumluluğunun yalnızca “tehlikeli bir fiili gerçekleştirme” durumuna indirgenemeyeceğini göstermektedir.

İdare, kendi kontrolü ve yönetimi altında bulunan kamu tesislerinin kullanımından kaynaklanabilecek öngörülebilir riskler bakımından makul ve hizmetin niteliğine uygun önlemleri almakla da yükümlüdür.


4. “Meskûn Mahal Dışı” Olmak Sorumluluğu Ortadan Kaldırmaz

Kararın en önemli hukuki sonucu burada ortaya çıkmaktadır.

Bölge İdare Mahkemesi, olayın meydana geldiği alanın yerleşim yerinin dışında bulunmasını idarenin sorumluluğunun bulunmadığı sonucuna ulaşmak bakımından belirleyici kabul etmiştir.

Danıştay İDDK ise bu yaklaşımı benimsememiştir.

Kurula göre meskûn mahal içerisinde bulunan alanlarda idarenin alması gereken güvenlik tedbirlerinin daha sıkı olması mümkündür. Ancak bu durum, meskûn mahal dışındaki alanlarda idarenin hiçbir güvenlik tedbiri alma yükümlülüğünün bulunmadığı anlamına gelmez.

Kararda açıkça, meskûn mahal dışında bulunan yerlerde de idarenin, sunduğu hizmetin şartlarına uygun makul ölçülerde tedbir alma yükümlülüğünün devam ettiği belirtilmiştir.

Bu nedenle “meskûn mahal dışı” kriteri, idarenin sorumluluğunu otomatik olarak ortadan kaldıran bir sorumluluktan kurtulma sebebi değildir.

Aksine bu durum, alınması gereken tedbirlerin kapsamının belirlenmesinde dikkate alınacak faktörlerden yalnızca biridir.


5. Güvenlik Tedbirlerinin Belirlenmesinde “Makul Ölçü” Kriteri

Danıştayın yaklaşımında idareye sınırsız ve mutlak bir güvenlik yükümlülüğü yüklenmemektedir.

Kararda kullanılan ölçüt “makul ölçüler”dir.

Başka bir ifadeyle idarenin her göletin etrafını tamamen kapatması veya her türlü insan faaliyetini fiziksel olarak engellemesi gerektiği sonucuna varılmamıştır.

Bunun yerine;

  • alanın niteliği,

  • insanların bölgeyi kullanma biçimi,

  • tehlikenin öngörülebilirliği,

  • mevcut güvenlik tedbirlerinin yeterliliği,

  • alanın yerleşim yerlerine yakınlığı,

  • idarenin alan üzerindeki kontrol ve denetim imkânı

gibi somut koşullar dikkate alınmalıdır.

Dolayısıyla hizmet kusurunun belirlenmesi, soyut ve kategorik bir “meskûn mahal içinde/dışında” ayrımından ziyade somut risk ve alınan tedbirler arasındaki orantı üzerinden yapılmalıdır.


6. Somut Olayda Tedbirler Neden Yetersiz Bulundu?

Danıştay İDDK'nın hizmet kusuru sonucuna ulaşmasında bilirkişi raporundaki tespitler belirleyici olmuştur.

Keşif sırasında;

  • gölet alanına giriş ve çıkışı engelleyen koruma duvarı veya tel çit bulunmadığı,

  • gölet çevresinde piknik yapan ve balık tutan kişilerin bulunduğu,

  • olay yeri inceleme raporunda belirtilen “Yüzülmez” levhasının olay yerinden yaklaşık 1,80 kilometre uzaklıkta olduğu,

  • gölet çevresinde bazı “Suya Girmek Tehlikeli ve Yasaktır!” levhaları bulunmakla birlikte bunların yeterli olmadığı

tespit edilmiştir.

Kurul ayrıca keşfin bir Çarşamba günü yapılmasına rağmen gölet çevresinde insanların bulunmasını da dikkate almıştır.

Bu husus önemlidir. Çünkü idarenin sorumluluğu yalnızca tesisin hangi amaçla oluşturulduğuna göre değil, fiilî kullanım ve öngörülebilir insan davranışları da dikkate alınarak değerlendirilmiştir.

Başka bir ifadeyle, bir göletin temel fonksiyonunun sulama olması, insanların o alana hiçbir şekilde girmeyeceği anlamına gelmemektedir.

İdarenin kontrolündeki alanda insanların fiilen bulunduğu biliniyor veya makul biçimde öngörülebiliyorsa, bu durum güvenlik tedbirlerinin değerlendirilmesinde dikkate alınmalıdır.


7. Uyarı Levhası Tek Başına Yeterli Bir Önlem Midir?

Karar, özellikle yalnızca uyarı levhası konulmasının her durumda idareyi sorumluluktan kurtarmayacağını göstermektedir.

Somut olayda “Yüzülmez” ibareli levhanın olay yerinden yaklaşık 1,80 kilometre uzakta olması, levhanın koruyucu işlevini ciddi biçimde zayıflatmıştır.

Ayrıca gölet alanına giriş ve çıkışı engelleyen herhangi bir fiziksel tedbir bulunmaması ve insanların gölet çevresini fiilen kullanması karşısında, yalnızca uyarı niteliğindeki levhaların yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Buradan çıkarılabilecek temel ilke şudur:

İdarenin aldığı tedbirin varlığı değil, somut tehlikeyi önlemeye elverişli ve yeterli olup olmadığı önemlidir.

Dolayısıyla idare, “uyarı levhası koydum” şeklindeki şekli bir savunmayla her olayda sorumluluktan kurtulamaz.


8. Müterafik Kusur İdarenin Hizmet Kusurunu Ortadan Kaldırmaz

Dosyada hayatını kaybeden kişinin de olayın meydana gelmesinde kusurunun bulunduğu değerlendirilmiştir.

Olay sırasında mağdurun ve arkadaşının yüzme bilmediği, gölete girdikleri ve göletin derin olduğu yönünde ifadeler bulunmaktadır. İlgili rapor ve ceza soruşturması dosyasının değerlendirilmesi sonucunda müteveffanın da kusurunun bulunduğu kabul edilmiştir.

Ancak bu durum, idarenin hizmet kusurunun bulunmadığı anlamına gelmez.

Danıştay İDDK, kamu hizmetinin yürütülmesi sırasında zarara uğrayan kişinin de olayın meydana gelmesine veya zararın artmasına etkisinin bulunabileceğini, bu durumda müterafik kusurun dikkate alınması gerektiğini belirtmiştir.

Müterafik kusur, tazminat sorumluluğunu tamamen ortadan kaldırmak zorunda olmayıp, somut olayın özelliklerine göre tazminat miktarının azaltılmasına yol açabilir.

Bu ayrım özellikle önemlidir:

Mağdurun kusuru ile idarenin hizmet kusuru birbirini dışlayan kavramlar değildir.

Her iki kusur aynı olay içerisinde birlikte bulunabilir ve tazminat miktarı buna göre belirlenebilir.


9. Kararın İdare Hukuku Bakımından Önemi

Karar, idarenin sorumluluğunun belirlenmesinde mekânın statüsünden ziyade somut riskin ve idarenin alması gereken makul tedbirlerin esas alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Aksi yöndeki yaklaşım, meskûn mahal dışında bulunan ve idarenin kontrolünde olan yapı ve tesisler bakımından fiilen bir sorumsuzluk alanı yaratabilecektir.

Danıştay İDDK da bu tehlikeye özellikle dikkat çekmiştir. Meskûn mahal dışında bulunan alanlarda idarenin hiçbir önlem almaması gerektiğinin kabul edilmesinin, Anayasa ve AİHS ile güvence altına alınan yaşam hakkının korunması bakımından kabul edilemeyeceğini belirtmiştir.

Bu yaklaşım, yaşam hakkının korunmasını yalnızca yerleşim alanlarıyla sınırlı olmayan bir idari görev olarak değerlendirmektedir.


Sonuç

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2023/1044, K.2024/2809 sayılı kararı, sulama göletleri ve benzeri idarenin kontrolündeki alanlarda meydana gelen ölüm ve yaralanma olaylarında idarenin sorumluluğunun belirlenmesi bakımından önemli bir çerçeve çizmektedir.

Karardan çıkan temel sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:

  1. Bir alanın meskûn mahal dışında bulunması, idarenin hizmet kusurunu kendiliğinden ortadan kaldırmaz.

  2. İdare, kendi kontrolü ve sorumluluğundaki sulama yapılarında yaşam ve vücut bütünlüğünü korumak için hizmetin niteliğine uygun makul güvenlik tedbirleri almakla yükümlüdür.

  3. Anayasa'nın 17. maddesi ve AİHS'nin 2. maddesi, devlete yaşam hakkının korunması bakımından pozitif yükümlülükler yüklemektedir.

  4. Hizmet kusurunun belirlenmesinde soyut bir “meskûn mahal” ölçütü yerine somut olayın özellikleri, öngörülebilir riskler ve alınan tedbirlerin yeterliliği değerlendirilmelidir.

  5. Yalnızca uyarı levhası bulunması, somut olayın şartlarına göre yeterli güvenlik tedbiri olarak kabul edilmeyebilir.

  6. Mağdurun kusurunun bulunması, idarenin hizmet kusurunu ortadan kaldırmaz; müterafik kusur, tazminat miktarının belirlenmesinde dikkate alınabilir.

  7. İdarenin sorumluluğu, yaşam hakkının korunması bakımından yalnızca aktif müdahalelerle değil, öngörülebilir tehlikelere karşı gerekli önleyici tedbirlerin alınması yönüyle de değerlendirilmelidir.

Bu yönüyle karar, idarenin sorumluluğunu “meskûn mahal–meskûn mahal dışı” şeklindeki katı bir coğrafi ayrıma bağlamak yerine, riskin niteliği, öngörülebilirlik, idarenin kontrol alanı ve alınan tedbirlerin makullüğü üzerinden değerlendiren isabetli bir yaklaşım ortaya koymaktadır.:::

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page