top of page

Orman Alanlarında Madencilik İzni ve Üstün Kamu Yararı

19 dakika önce
6 dakikada okunur

Anahtar Kelimeler: Orman izinleri, madencilik faaliyetleri, üstün kamu yararı, Anayasa’nın 169. maddesi, 6831 sayılı Orman Kanunu, bilirkişi incelemesi, idari yargısal denetim.


İlgili Karar: Danıştay 8. Dairesinin 24.02.2026 tarihli, E.2023/6139, K.2026/1016 sayılı kararı.


Özet

Danıştay 8. Dairesi, devlet ormanlarında madencilik faaliyeti için izin verilmesi talebinin reddine ilişkin uyuşmazlıkta, ormanların korunmasındaki kamu yararı ile madencilik faaliyetinin sağlayacağı kamu yararının somut olayın özellikleri dikkate alınarak karşılaştırılması gerektiğine karar vermiştir. Anayasa’nın 169. maddesi ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesi çerçevesinde yapılan değerlendirmede, izin talep edilen alanın orman niteliği ve faaliyetin çevresel etkileri keşif ve bilirkişi incelemesiyle belirlenmeden hüküm kurulması eksik inceleme sayılmıştır. Karar, orman alanlarında madencilik iznine ilişkin uyuşmazlıklarda kamu yararı değerlendirmesinin bilimsel ve nesnel verilere dayandırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.


I. Uyuşmazlığın Konusu ve Yargılama Süreci

Uyuşmazlık, Karabük ili Eflani ilçesinde II-b grubu mermer madenciliği yapan bir şirketin, maden işletmesi ve buna bağlı tesisler için toplam 55.060,74 m² büyüklüğündeki ormanlık alanda izin verilmesi talebinin reddedilmesinden kaynaklanmaktadır. Talep; maden işletme alanının yanı sıra şantiye tesisi, yol, verimli toprak depolama alanı, pasa döküm alanı, maden stok alanı ve enerji nakil hattını da kapsamaktadır.

İdare, izin talebini, çevrede başka izin alanlarının bulunmaması ve yeni izin verilmesi hâlinde orman tahribatına yol açılacağı gerekçeleriyle reddetmiştir. Yargılama sırasında ise talep edilen alanın ağaç örtüsü bakımından çevredeki bazı izinli sahalardan farklı olduğu, söz konusu alanın yüzde 41 ila yüzde 70 arasında kapalılık oranına sahip bulunduğu ileri sürülmüştür.

İlk derece mahkemesi, orman alanında meydana gelebilecek zararın somut bilgi ve belgelerle ortaya konulmadığı, ret işleminin genel ifadelerle gerekçelendirildiği ve şirketin aynı ruhsat sahasında uzun süredir faaliyet gösterdiği gerekçeleriyle işlemi iptal etmiştir. Bölge idare mahkemesinin istinaf başvurusunu reddetmesi üzerine uyuşmazlık temyiz incelemesine taşınmıştır.

Danıştay 8. Dairesi, izin talebinin reddinin hukuka uygun olup olmadığına ilişkin esas değerlendirmesinin, gerekli teknik inceleme yapılmadan sonuçlandırılamayacağı gerekçesiyle bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur.


II. Anayasal Çerçeve: Ormanların Korunması ve Kamu Yararı

Kararın temel hukuki dayanağını Anayasa’nın 169. maddesi oluşturmaktadır. Bu madde, devletin ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli tedbirleri almasını öngörmekte; ormanların gözetimini devlete vermektedir. Maddenin üçüncü fıkrasında ise ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemeyeceği hükme bağlanmıştır.

Bu anayasal düzenleme, orman alanlarının kullanımına ilişkin idari kararların sıradan bir taşınmaz kullanım tercihi olarak değerlendirilemeyeceğini göstermektedir. Ormanların ekolojik işlevleri ve devamlılığı, idarenin kararlarında gözetmesi gereken anayasal nitelikte bir kamu yararıdır.

Bununla birlikte, somut uyuşmazlıkta madencilik faaliyeti için izin verilmesini düzenleyen kanuni hükümler de bulunmaktadır. Dolayısıyla sorun, madencilik faaliyetinin her durumda yasaklanması veya ekonomik yararın tek başına belirleyici kabul edilmesi değildir. Asıl mesele, kanunun belirli koşullarla izin verilmesine imkân tanıdığı bir faaliyetin, ormanların korunmasına ilişkin anayasal yükümlülükle nasıl bağdaştırılacağıdır.

Danıştayın yaklaşımı bu noktada önem taşımaktadır: İzin talebinin değerlendirilmesinde, madencilik faaliyetinin sağlayacağı kamu yararı ile ormanın korunmasının sağlayacağı kamu yararı karşılaştırılmalı; bu karşılaştırma, ilgili alanın somut özellikleri ve faaliyetin muhtemel sonuçları üzerinden yapılmalıdır.


III. 6831 Sayılı Orman Kanunu’nun 16. Maddesi ve İzin Rejimi

Karar tarihinde yürürlükte bulunan 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesi, devlet ormanlarında maden aranması ve işletilmesi ile bu faaliyetler için zorunlu tesis, yol, enerji, su, haberleşme ve altyapı tesislerine belirli koşullarla izin verilmesini düzenlemektedir.

Bu hüküm, devlet ormanlarında madencilik faaliyetini mutlak biçimde yasaklamamakta; ancak faaliyetin orman alanında gerçekleştirilebilmesini idari izne bağlamaktadır. Kanunun izin mekanizması, maden ruhsatı ile orman alanında faaliyette bulunma izninin birbirinden farklı hukuki aşamalar olduğunu da ortaya koymaktadır.

Bu nedenle, bir şirketin maden ruhsatına sahip olması, ruhsat sahasına isabet eden her orman alanında işletme ve altyapı izni verilmesini kendiliğinden gerektirmez. Orman alanında kullanılacak yerin ve faaliyetin ayrıca ilgili mevzuat çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.

Maddenin ilgili düzenlemesinde, tohum meşcereleri, gen koruma alanları, muhafaza ormanları, orman içi dinlenme yerleri ile endemik ve korunması gereken nadir ekosistemlerin bulunduğu alanlarda maden aranması ve işletilmesi bakımından ayrıca Bakanlık muvafakati öngörülmüştür. Ayrıca ruhsat sahiplerinin, ormana zarar verebilecek durumlarda orman idaresinin göstereceği tedbirleri almakla yükümlü oldukları belirtilmiştir.

Dolayısıyla Kanun’un 16. maddesi, madencilik faaliyetlerine izin verilebilmesini mümkün kılarken ormanın korunmasına yönelik yükümlülükleri de muhafaza etmektedir. İzin konusunda karar veren idarenin, bu iki boyutu birlikte değerlendirmesi gerekir.

Somut olayda idarenin temel iddiası, izin istenen alanın çevredeki bazı izinli sahalara kıyasla daha yoğun ağaç örtüsüne sahip olması ve faaliyetin ormana zarar verecek olmasıdır. Danıştay, bu iddiaların yalnızca ileri sürülmüş olmasıyla yetinilemeyeceğini; alanın özellikleri ve muhtemel etkiler bakımından incelenmesi gerektiğini vurgulamıştır.


IV. Orman Kanunu’nun 16. Maddesinin Uygulama Yönetmeliği Bakımından Değerlendirme

Kararda, uyuşmazlık tarihinde yürürlükte bulunan Orman Kanunu’nun 16. Maddesinin Uygulama Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerine de yer verilmiştir. Yönetmeliğin amacı, Kanun’un 16. maddesi uyarınca verilecek izinlere, rehabilitasyon işlemlerine ve izin bedellerine ilişkin usul ve esasları düzenlemektir.

Yönetmeliğin 5. maddesi uyarınca, başvuru belgeleri incelendikten ve eksiklikler giderildikten sonra, talep konusu alanın devlet ormanlarına isabet eden kısımları bakımından arazi üzerinde gerekli incelemeler yapılması ve ön izin veya kesin izin raporu düzenlenmesi öngörülmektedir. Koruma statüsü bulunan belirli alanlara ilişkin başvuruların ise değerlendirme komisyonuna iletilmesi gerekmektedir.

Bu düzenleme, izin değerlendirmesinin yalnızca dosya üzerinden veya soyut gerekçelerle yürütülemeyeceğini; alanın fiilî ve teknik özelliklerinin de incelenmesi gerektiğini göstermektedir. Arazi incelemesi, özellikle orman örtüsünün niteliği ve madencilik faaliyetinin olası etkileri bakımından önem taşır.

Yönetmeliğin 6. maddesi, uygun bulunan talepler için belirli sürelerle ön izin verilebilmesini düzenlemektedir. Bununla birlikte, ön izin süresi içinde saha teslimi yapılmayacağı ve madencilik faaliyetine izin verilmeyeceği açıkça belirtilmiştir. Ön iznin kesin izne dönüşmemesi hâlinde de izin sahibinin bu ön izne dayanarak hak iddia edemeyeceği öngörülmüştür.

Yönetmeliğin 7. maddesi ise kesin izin sürecini düzenlemektedir. İzin verilmesi hâlinde teminat ve bedellerin ödenmesi, taahhüt senedinin sunulması ve ilgili işletme izin belgesinin ibrazı gibi yükümlülükler bulunmaktadır. Ayrıca maden faaliyetleri için zorunlu tesis ve altyapı izinlerinin ruhsat alanı dışında verilebilmesi, ruhsat alanı içinde uygun yer bulunmadığının heyet tarafından tespit edilmesi koşuluna bağlanmıştır.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, orman alanında madencilik faaliyetine izin verilmesinin aşamalı ve koşullara bağlı bir idari süreç olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, Yönetmelik hükümlerine uygun bir başvuru yapılmış olması da tek başına kesin izin verilmesini zorunlu kılmaz. İzin talebinin esas yönünden değerlendirilmesinde ormanın korunmasına ilişkin anayasal ve kanuni yükümlülükler gözetilmelidir.


V. Bilirkişi İncelemesinin İşlevi ve İdari Yargısal Denetim

Kararın belirleyici yönlerinden biri, kamu yararı değerlendirmesi yapılırken keşif ve bilirkişi incelemesine duyulan ihtiyaçtır.

2577 sayılı İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 31. maddesi aracılığıyla uygulanması öngörülen 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 266. maddesi, çözümü hukuk dışında özel veya teknik bilgiyi gerektiren hâllerde bilirkişi görüşüne başvurulmasına imkân tanımaktadır. Aynı Kanun’un 282. maddesine göre hâkim, bilirkişinin oy ve görüşünü diğer delillerle birlikte serbestçe değerlendirir.

Bu hükümler çerçevesinde bilirkişi incelemesinin işlevi, hukuki değerlendirmeyi bilirkişiye bırakmak değil; mahkemenin hukuki sonuca ulaşabilmesi için gerekli teknik ve bilimsel verileri ortaya koymaktır. Orman alanının niteliği, ağaç örtüsünün yoğunluğu, faaliyetin orman bütünlüğüne etkisi ve çevresel sonuçları, uzmanlık gerektiren konular arasındadır.

Danıştay, somut olayda ilk derece mahkemesinin bu incelemeleri yaptırmadan, idarenin orman tahribatına ilişkin iddialarını yeterince değerlendirmeden karar verdiğini belirtmiştir. Bu nedenle, ret işleminin gerekçesinin soyut olduğu sonucuna ulaşılması tek başına yeterli görülmemiştir.

Burada önemli olan, idarenin her iddiasının doğru kabul edilmesi değildir. İdarenin iddialarının teknik verilerle sınanması ve mahkemenin kararını yeterli araştırmaya dayandırmasıdır. Aynı şekilde, bilirkişi raporunun varlığı da tek başına belirleyici değildir; raporun içeriği diğer delillerle birlikte değerlendirilerek hukuki sonuç mahkeme tarafından ortaya konulmalıdır.

Bu yaklaşım, idari yargıda eksik inceleme yasağının ve etkili yargısal denetimin somut bir görünümüdür. Mahkeme, idari işlemin hukuka uygunluğunu denetlerken uyuşmazlığın çözümü için gerekli maddi vakıaları ortaya koymalı; özellikle teknik nitelikteki çevresel uyuşmazlıklarda varsayımlara dayalı bir sonuca ulaşmamalıdır.


VI. Kararın Hukuki Sonucu ve Önemi

Danıştay 8. Dairesi, ormanın korunmasındaki kamu yararı ile madencilik faaliyetinin sağlayacağı kamu yararı arasında karşılaştırma yapılabilmesi için, izin talep edilen alanın orman niteliğinin ve faaliyetin çevre üzerindeki etkilerinin belirlenmesi gerektiğini kabul etmiştir. Bu araştırmalar yapılmadan verilen iptal kararının eksik incelemeye dayandığı sonucuna ulaşmış ve bölge idare mahkemesi kararını bozmuştur.

Karar, iki temel ilkeye işaret etmektedir.

İlk olarak, maden ruhsatı sahibi olmak, ormanlık alanda işletme ve altyapı izni bakımından kendiliğinden kazanılmış bir hak doğurduğu şeklinde yorumlanamaz. İzin talebi, Orman Kanunu ve ilgili Yönetmelik çerçevesinde ayrıca değerlendirilmelidir.

İkinci olarak, ormanların korunması gerekçesiyle yapılan ret işlemleri de somut olayın özelliklerinden bağımsız, genel ifadelerle gerekçelendirilemez. İdare, ret kararının dayandığı maddi ve teknik olguları ortaya koymalı; mahkeme de bu olguları gerektiğinde keşif ve bilirkişi incelemesiyle değerlendirmelidir.

Bununla birlikte Danıştayın bozma kararı, söz konusu alanda madencilik izni verilmesini zorunlu kılmamaktadır. Karar, izin talebinin kabul veya reddi yönünde nihai bir sonuca değil, bu sonuca ulaşılırken izlenmesi gereken inceleme ve değerlendirme yöntemine ilişkindir.


Sonuç

Danıştay 8. Dairesinin E.2023/6139, K.2026/1016 sayılı kararı, orman alanlarında madencilik faaliyetlerine ilişkin izin uyuşmazlıklarında Anayasa’nın 169. maddesi ile 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 16. maddesinin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır. Kanun, belirli koşullarla madencilik faaliyetine izin verilmesine imkân tanımakla birlikte, ormanların korunmasına ilişkin anayasal yükümlülüğü ortadan kaldırmamaktadır.

Bu çerçevede üstün kamu yararının belirlenmesi, soyut bir yarar karşılaştırmasıyla değil, izin talep edilen alanın niteliği ve faaliyetin muhtemel çevresel etkileri hakkında elde edilen somut verilerle mümkündür. Keşif ve bilirkişi incelemesi, bu verilerin ortaya konulmasına hizmet eden araçlardır; nihai hukuki değerlendirme ise mahkemeye aittir.

Sonuç olarak karar, ne her madencilik faaliyetinin orman alanında yasak olduğu ne de ruhsat sahibi olmanın izin verilmesini zorunlu kıldığı biçiminde yorumlanmalıdır. Kararın ortaya koyduğu temel yaklaşım, ormanların korunması ile madencilik faaliyetinin sağlayacağı kamu yararı arasındaki dengenin, ilgili mevzuat ve somut olayın teknik özellikleri dikkate alınarak, yeterli incelemeye dayalı biçimde kurulması gerektiğidir.

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page