top of page

Tam Yargı Davalarında Islah ve Faizin Başlangıç Tarihi

15 saat önce
6 dakikada okunur

Anahtar Kelimeler: Islah, Miktar Artırımı, Tam Yargı Davası, Yasal Faiz, Faiz Başlangıç Tarihi, Temerrüt, İYUK m.13, Taleple Bağlılık, Hizmet Kusuru, Tazminat, İdari Yargılama Usulü


İlgili Danıştay Kararı:

  • Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, E.2024/1280, K.2024/3145, 04.12.2024

  • Danıştay 6. Daire, E.2021/6253, K.2023/6870, 26.09.2023


Giriş

Tam yargı davalarında tazminat miktarının dava açılırken kesin olarak belirlenmesinin her zaman mümkün olmaması, özellikle taşınmaz değerinin, gelir kaybının veya zararın gerçek kapsamının yargılama sırasında bilirkişi incelemesi sonucunda ortaya çıktığı uyuşmazlıklarda, dava değerinin sonradan artırılması sorununu gündeme getirmektedir.

Bu durumda ortaya çıkan temel hukuki meselelerden biri, miktar artırımı yoluyla talep edilen ek tazminat kısmına hangi tarihten itibaren yasal faiz yürütüleceğidir.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2024/1280, K.2024/3145 sayılı ve 04.12.2024 tarihli kararı, bu soruna ilişkin olarak önemli bir değerlendirme içermektedir. Kurul, miktar artırımıyla artırılan tazminat miktarının tamamı bakımından idareye başvuru tarihinin esas alınması gerektiğini kabul etmekle birlikte, taleple bağlılık ilkesi nedeniyle somut olayda dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesini hukuka uygun bulmuştur.

Karar, bu yönüyle yalnızca faiz başlangıç tarihine ilişkin teknik bir mesele olarak değil, idareye başvuru, temerrüt, miktar artırımı ve taleple bağlılık ilkelerinin kesiştiği noktada değerlendirilmelidir.


I. Uyuşmazlığın Maddi ve Usuli Çerçevesi

Uyuşmazlık, Bursa ili Osmangazi ilçesi Geçit Mahallesi'nde bulunan taşınmazın 2981 sayılı Kanun'un 10/c maddesi kapsamında yapılan parselasyon uygulamasından kaynaklanmıştır.

Davacılar, murislerine ait taşınmazın uygulama sonucunda imar parseline dönüştürülmemesi ve muris lehine tesis edilen ipoteklerin belediye lehine çevrilerek tahsil edilmesi nedeniyle zarara uğradıklarını ileri sürerek 70.890,30 TL maddi tazminat talebinde bulunmuştur.

İlk derece mahkemesi, yapılan keşif ve bilirkişi incelemesi sonucunda belediyenin görevini gereği gibi yerine getirmediğini ve hizmet kusurunun bulunduğunu kabul etmiş; 70.890,30 TL tazminatın dava tarihinden itibaren yasal faiziyle birlikte ödenmesine karar vermiştir.

Ancak dava başlangıcında talep edilen miktar 15.000 TL olup, yargılama sırasında alınan bilirkişi raporuyla zararın 70.890,30 TL olduğu belirlenmiştir. Bunun üzerine davacılar, 55.890,30 TL miktarında artırımda bulunmuştur.

Uyuşmazlığın faiz bakımından düğümlendiği nokta da burada ortaya çıkmaktadır.


II. Miktar Artırımı Halinde Faizin Başlangıç Tarihi

Danıştay 6. Dairesi, ilk derece mahkemesinin maddi tazminata ilişkin kabul kararını esas yönünden hukuka uygun bulmuş; ancak faiz başlangıcı bakımından farklı bir değerlendirme yapmıştır.

Daireye göre, dava dilekçesinde başlangıçta 15.000 TL talep edildiğinden bu miktara dava tarihinden itibaren faiz uygulanması; miktar artırımıyla talep edilen 55.890,30 TL bakımından ise miktar artırım dilekçesinin mahkeme kayıtlarına girdiği 31.05.2016 tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekmektedir.

Bu nedenle Daire, 70.890,30 TL'nin tamamına 07.10.2015 tarihinden itibaren faiz yürütülmesine ilişkin kısmı bozmuştur.

Bu yaklaşım, miktar artırımıyla talep edilen kısmın faiz bakımından dava tarihinden değil, kural olarak miktar artırım tarihinden itibaren değerlendirilmesi esasına dayanmaktadır.

Bununla birlikte Bölge İdare Mahkemesi, faiz bakımından farklı bir hukuki değerlendirmede bulunmuş ve gerçek zararın ancak yargılama sırasında bilirkişi incelemesiyle ortaya çıkması nedeniyle artırılan miktar bakımından da idarenin temerrüt tarihinin esas alınması gerektiğini kabul etmiştir.


III. İYUK m.13 Bakımından İdareye Başvuru ve Temerrüt

Bölge İdare Mahkemesinin ısrar kararında dikkate aldığı temel husus, İYUK'un 13. maddesindeki idareye başvuru mekanizmasıdır.

İdari eylemler nedeniyle hakları ihlal edilen kişilerin, dava açmadan önce idareye başvurarak haklarının yerine getirilmesini istemeleri gerekmektedir. Bu başvuru, tam yargı davasının ön koşulu niteliğindedir.

Bu sistem içerisinde idare, kendisine yöneltilen tazminat talebini karşılamadığı takdirde temerrüde düşmektedir. Dolayısıyla zararın miktarının yargılama sırasında kesinleşmiş olması, zararın hukuki kaynağının veya idareye yöneltilen tazminat talebinin daha sonra ortaya çıktığı anlamına gelmemektedir.

Nitekim Bölge İdare Mahkemesi, miktar artırımının yeni bir dava niteliğinde olmayıp mevcut davada talep edilen tazminat miktarının artırılmasına ilişkin bir usul işlemi olduğunu vurgulamıştır. Bu nedenle artırılan miktar bakımından da idareye başvuru tarihinin esas alınması gerektiği sonucuna ulaşmıştır.

Bu yaklaşımın hukuki dayanağı, faiz alacağının tazminatın esasına ilişkin zarardan bağımsız olarak değerlendirilmemesi gerektiği düşüncesidir.


IV. Islah ile Artırılan Miktarın Yeni Bir Dava Sayılmaması

Tam yargı davalarında zarar miktarının başlangıçta tam olarak belirlenemediği durumlarda miktar artırımı kurumunun işlevi, davacının gerçek zararının yargılama sonucunda ortaya çıkmasına rağmen yeni bir dava açmak zorunda kalmaksızın mevcut dava içerisinde talebini buna göre uyarlayabilmesini sağlamaktır.

Somut olayda davacılar başlangıçta 15.000 TL talep etmiş; ancak bilirkişi incelemesi sonucunda gerçek zararın 70.890,30 TL olduğu belirlenmiştir. Bunun üzerine 55.890,30 TL miktarında artırım yapılmıştır.

Bu nedenle miktar artırımıyla talep edilen 55.890,30 TL'nin yeni bir zarar veya yeni bir hukuki uyuşmazlık oluşturduğundan söz edilemez.

Esasen zararın kaynağı, idarenin parselasyon uygulamasından doğan aynı hizmet kusurudur. Sonradan ortaya çıkan husus, yalnızca bu zararın parasal kapsamının belirginleşmesidir.

Bu ayrım faiz bakımından önem taşımaktadır. Çünkü zararın miktarının yargılama sırasında kesinleşmesi ile zararın doğduğu tarih ve idarenin bu zararın giderilmesi talebi karşısında temerrüde düştüğü tarih birbirinden farklı hukuki kavramlardır.


V. İDDK'nın Taleple Bağlılık İlkesine Dayanan Çözümü

İDDK'nın kararı, esas itibarıyla Bölge İdare Mahkemesinin hukuki değerlendirmesini benimsemektedir. Kurul, temyiz incelemesinde ısrar kararını usul ve hukuka uygun bulmuş ve onamıştır.

Bununla birlikte karar özetinde önemli bir ayrım yapılmıştır:

Miktar artırımıyla artırılan dava değerinin tamamına kural olarak idareye başvuru tarihinden itibaren faiz yürütülmesi gerekir. Ancak somut olayda davacının dava dilekçesinde yalnızca dava tarihinden itibaren faiz talep etmiş olması nedeniyle taleple bağlılık ilkesi gereğince tüm miktara dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesi mümkündür.

Burada iki farklı ilke birlikte uygulanmaktadır.

İlk olarak, tazminat alacağında temerrüt tarihinin belirlenmesi bakımından idareye başvuru tarihi esas alınmaktadır.

İkinci olarak ise mahkemenin, davacının talep ettiğinden daha fazlasına hükmedemeyeceği kabul edilmektedir.

Dolayısıyla faiz bakımından davacı lehine daha erken bir tarih hukuken mümkün olsa dahi, davacının talebi bu yönde değilse mahkemenin taleple bağlılık ilkesi nedeniyle bundan daha fazlasına hükmetmesi mümkün değildir.


VI. Taleple Bağlılık İlkesinin Faiz Alacağına Etkisi

İdari yargıda taleple bağlılık ilkesi, mahkemenin uyuşmazlığı davacının talep sınırları içerisinde çözmesini gerektirir.

Bu ilke, yalnızca asıl tazminat miktarı bakımından değil, tazminatın fer'î niteliğindeki faiz bakımından da sonuç doğurabilir.

Somut olayda davacılar, 70.890,30 TL'lik zararın dava tarihinden itibaren faiz uygulanarak ödenmesini talep etmiştir. İDDK'nın yaklaşımına göre, hukuken artırılan miktara idareye başvuru tarihinden itibaren faiz uygulanması gerekse dahi, mahkeme davacının talep ettiği tarihten daha erken bir faiz başlangıcı belirleyemez.

Bu nedenle Kurulun kararında “hak edilen faiz başlangıç tarihi” ile “hükmedilebilecek faiz başlangıç tarihi” arasında fiilen bir ayrım ortaya çıkmaktadır.

İlki maddi hukuk ve idarenin temerrüdü bakımından belirlenirken, ikincisi usul hukuku ve taleple bağlılık ilkesi tarafından sınırlandırılmaktadır.

Bu ayrım, kararın hukuki bakımdan en önemli yönlerinden biridir.


VII. Mahkemeye Erişim Hakkı ve Miktar Artırımı

Bölge İdare Mahkemesi, miktar artırımı kurumunun tam yargı davalarındaki işlevini değerlendirirken mahkemeye erişim hakkına da vurgu yapmıştır.

Zarar miktarının dava açıldığı anda tam olarak belirlenemediği durumlarda davacının başlangıçta yüksek bir miktar talep etmesi, buna bağlı olarak daha yüksek nispi harç ve yargılama gideri yüküyle karşılaşmasına neden olabilecektir.

Buna karşılık düşük bir miktar üzerinden dava açılması hâlinde de gerçek zararın yargılama sırasında ortaya çıkması mümkündür.

Bu nedenle miktar artırımı mekanizması, davacının yargılama sırasında ortaya çıkan gerçek zararını mevcut dava içerisinde talep edebilmesini sağlayan önemli bir usul aracıdır. Bölge İdare Mahkemesi de artırılan miktarın yeni bir dava niteliğinde olmadığını ve bu kurumun kullanılmasının davacının gerçek zararının tamamının giderilmesi amacına hizmet ettiğini özellikle vurgulamıştır.

Bu değerlendirme, tam yargı davasının yalnızca soyut bir hukuka aykırılık denetimi olmadığı; hukuka aykırı idari faaliyet nedeniyle ortaya çıkan zararın mümkün olduğunca tam olarak giderilmesini amaçladığı yönündeki anlayışla uyumludur.


VIII. Kararın Uygulama Bakımından Sonuçları

Karar, tam yargı davalarında dava dilekçesinin hazırlanması bakımından da önem taşımaktadır.

Davacı, zararın tamamının dava açıldığı tarihte kesin olarak hesaplanmasının mümkün olmadığı durumlarda, dava değerini belirlerken yalnızca mevcut hesaplama imkânlarını değil, faiz talebinin kapsamını da ayrıca değerlendirmelidir.

Çünkü somut olayda görüldüğü üzere, yargılama sırasında miktar artırımı yapılmış olması, tek başına mahkemenin davacının başlangıçta talep ettiğinden daha erken bir tarihten faiz yürütmesine imkân sağlamamaktadır.

Bu nedenle tazminatın tamamı bakımından daha erken bir faiz başlangıç tarihi isteniyorsa, bunun dava dilekçesinde açık biçimde talep edilmesi önem taşımaktadır.

Diğer taraftan karar, idareye başvuru tarihinin yalnızca bir dava ön şartı olarak değil, aynı zamanda idarenin tazmin borcu bakımından temerrüde düşürülmesi açısından da önem taşıdığını ortaya koymaktadır.


Sonuç

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulunun E.2024/1280, K.2024/3145 sayılı kararı, tam yargı davalarında miktar artırımı ile faiz başlangıç tarihi arasındaki ilişkiyi taleple bağlılık ilkesi çerçevesinde ele alan önemli bir karardır.

Kararda benimsenen yaklaşım uyarınca, zarar miktarının yargılama sırasında bilirkişi incelemesi sonucunda belirlenmesi ve dava değerinin artırılması, artırılan kısmın yeni bir dava konusu olduğu anlamına gelmemektedir. Zararın kaynağı aynı olup, miktar artırımının amacı gerçek zararın dava içerisinde giderilmesini sağlamaktır.

Bu nedenle artırılan miktar bakımından da kural olarak idareye yapılan başvuru tarihi esas alınarak yasal faiz yürütülmesi gerekmektedir. Ancak mahkemenin, davacının faiz talebiyle bağlı olması nedeniyle, talep edilenden daha erken bir tarihten faiz yürütmesi mümkün değildir. Nitekim Kurul, somut olayda 70.890,30 TL'nin tamamına dava tarihinden itibaren faiz yürütülmesini bu gerekçeyle hukuka uygun bulmuştur.

Bu yönüyle karar, idareye başvuru tarihi ile faiz başlangıcının maddi hukuk bakımından belirlenmesi ile taleple bağlılık ilkesi nedeniyle mahkemenin hükmedebileceği faiz başlangıcının usul hukuku bakımından sınırlandırılması arasındaki ayrımı açık biçimde ortaya koymaktadır.

Tam yargı davalarında zararın başlangıçta kesin olarak belirlenemediği durumlarda miktar artırımı kurumunun etkin biçimde kullanılabilmesi, davacının gerçek zararının tamamının giderilmesi bakımından önem taşımaktadır. Bununla birlikte faiz talebinin de dava dilekçesinde açık ve kapsamlı biçimde ortaya konulması, sonradan ortaya çıkabilecek faiz kayıplarının önlenmesi açısından ayrıca önem arz etmektedir.:::

 
 

©2022 by Just Hukuk

bottom of page